MAHKEMESİ : TEFENNİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/07/2010
NUMARASI : 2009/83-2010/63
Davacı tarafından davalı aleyhine açılan elatmanın önlenmesi, yıkım davasının yapılan yargılamasında mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın davacı tarafından süresinde temyizi üzerine dosya incelendi Tetkik Hakimi 'nın raporu okundu, açıklamaları alındı gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi,yıkım ve komşuluk hukukuna aykırılığın giderilmesi isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu 22771 parsel sayılı taşınmazın davacı adına, komşu 17462 sayılı parselin ise davalı adına kayıtlı olduğu sabittir.
Mahkemece yapılan uygulama sonunda, davalıya ait ahır olarak kullanılan binanın kapısının 22771 parsel yönünde olduğu ve giriş çıkışlarda davacının taşınmazının kullanıldığı, bina içerisinde bulunan hayvan yemliklerinin davacının evinin duvarına dayandırılarak inşaa edildiği inşaat bilirkişi raporu ,fotoğraflar ve tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
O halde, 22771 parselin yol olarak kullanılması ve bu parsel içinde bulunan davacıya ait binanın duvarına yapılan müdahale nedeniyle açılan davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceğinde kuşku yoktur.
Öte yandan; dava dilekçesinde, komşu parselde davalının hayvan besiciliği yapması nedeniyle pis koku ve haşerat oluştuğu ileri sürülerek komşuluk hukukuna aykırılığın giderilmeside istenilmişdir.
Bilindiği üzere; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet; geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde "Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir." hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olaya gelince; mahkemece, davalının ahır olarak kullanmak suretiyle oluşan koku ve sağlığa zararlı ortam ile davacıya verdiği rahatsızlığın önlenmesine karar verilmiş ise de verilen karar infaza elverişli olmadığı gibi bu aykırılığın nasıl giderileceğide açık değildir.
Hal böyle olunca; kayden davacıya ait taşınmazın yol olarak kullanılması ve davacının evinin duvarına yapılan müdahale nedeniyle elatmanın önlenmesi davasının kabulüne karar verilmesi doğrudur, komşuluk hukukuna aykırılık iddiası yönünden ise; içlerinde çevre mühendisi de bulunan uzman bilirkişi kurulu aracılığı ile yerinde yeniden keşif yapılması, yukardaki ilkeler uyarınca ahır olarak kullanım nedeniyle davacının zarar görüp görmediği zarar vermeyecek şekilde kullanılması için davalı tarafından alınması gereken önlemlerin nelerden ibaret olduğu ve zararın nasıl giderileceği yönünde bilimsel verilere dayalı gerekçeli rapor alınması, önerilecek önlemlerden olaya en uygun düşen ve adil olanın seçilip ona hükmedilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerle(6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 2.5.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.