MAHKEMESİ : AKHİSAR 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/01/2012
NUMARASI : 2005/514-2012/12
Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı mirasçıları tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Getirtilen kayıt ve belgelerden, davaya konu 743 parsel sayılı taşınmazın tamamı ile 855 parsel sayılı taşınmazın 1/2 payının miras bırakan S. Adına kayıtlı iken, 20/03/1997 tarihinde oğlu E.'a satış yoluyla devredildiği; E.'un, bu taşınmazlardan 743 sayılı parseli 20/05/2004 tarihinde dayısı olan İrfan'a satıp 10/01/2005 tarihinde tekrar geri aldığı ve dava açıldıktan sonra da 19/02/2005 tarihinde akrabası olan İ.G.'ye satış suretiyle devrettiği, 855 sayılı parseli ise uhdesinde tuttuğu; miras bırakan S.'nin 17.12.2004 tarihinde öldüğü, geride oğulları A.E. ve Y.'ın kaldığı görülmektedir.
Davacı, miras bırakan annesi S.'nin, oğlu Y.'ın sosyal güvencesinden faydalanabilmek ve bu yüzden üzerinde kayıtlı taşınmaz bırakmamak için 855 sayılı parseldeki yarı payını ve 743 sayılı parselinin tamamını davalı E.'a devrettiğini, aynı zamanda muris ile birlikte kendisinin ve kardeşlerinin katıldığı bir protokol düzenledikerini, buna göre herkese daha sonra payının verileceğinin kararlaştırıldığını, ancak payının verilmediğini, işlemlerin muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmış; yargılama sırasında vefatı üzerine, mirasçıları davayı sürdürmüşlerdir.
Mahkemece, davanın muris muvazaası hukuksal nedeninden kaynaklandığı ve miras bırakanın mal kaçırma iradesiyle hareket ettiği iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ne varki, dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçiminden, davacının, miras bırakanın halefi sıfatıyla eldeki davayı açtığı ve miras bırakanının muvazaasına (taraf muvazaası) dayandığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, muvazaanın varlığını iddia eden taraf veya bunların ardılı (halefi) sıfatı ile hareket eden, başka bir anlatımla sözleşmenin yanlarından birine teb'an dava açan kişi TMK.'nun 6. maddesi gereğince bu iddiasını isbat etmek zorundadır. Senede bağlı bir sözleşmeye karşı muvazaa iddiası, HUMK.'nun 288 ve 290.(6100 s.HMK.'nun 200 ve 201.) maddelerinde belirtildiği üzere ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Sözleşme aynı kanunun 293.(6100 s.HMK.'nun 203.) maddesinde sözü edilen yakın akrabalar arasında yapılmış olsa dahi muvazaanın yazılı delille isbat edilmesi gerekir. Böyle bir sözleşmenin resmi şekilde yapılması halinde dahi olayın özelliği itibariyle adi yazılı delilin yeterli olacağı öğretide ve kararlılık kazanmış içtihatlarda ortaklaşa kabul edilmiştir. İşte bu görüşten hareketle 05.02.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında taraf muvazaası ve takma ad ( namı-müstear) davalarında iddianın ancak yazılı delille kanıtlanabileceği kabul edilmiştir.
Dosyaya ibraz edilen ve taraflarca da benimsenen "Sözleşme-Kontrat-Satış-Akti Taahhütname" başlıklı 16.04.1997 tarihli belgenin 05.02.1947 tarih 20/6 sayılı İBK. çerçevesinde yazılı delil niteliği taşıdığı açıktır.
Diğer taraftan, çekişmeli taşınmazlardan 743 sayılı parseli davalı E.'dan satış yoluyla edinen dahili davalı İ.'ın, E. ile akrabalık ilişkisinden dolayı muvazaayı bilen ya da bilmesi gereken kişi konumunda bulunduğu da belirlenmiştir.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile reddedilmesi isabetsizdir.
Davacı mirasçılarının temyiz itirazı açıklanan nedenlerden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy