MAHKEMESİ : EDİRNE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/11/2011
NUMARASI : 2011/160-2011/283
Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla, dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının, davalı bankadan temin edilen kredi karşılığında kayden paydaşı olduğu 2234 ada 2 parsel sayılı taşınmazın sicil kaydına ipotek tesis edildiği, borcun vadesinde ödenmemesi nedeniyle İ.İ.K.nun 148. maddesi gereğince ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla aleyhine davalı banka tarafından icra takibi başlatıldığı, bunun üzerine davalı bankayla davacı arasında 12.11.2003 tarihinde “borç tasfiye sözleşmesi” başlıklı belgenin düzenlendiği ve bir gün sonra 13.11.2003 tarihinde çekişmeli taşınmazdaki davacı payının satış gösterilmek suretiyle davalı bankaya sicil kaydının intikal ettirildiği, 18.10.2010 tarihinde de davacı tarafından davalıya, taşınmazın tekrar kendisine iadesi konusunda ihtarname keşide edildiği ve taşınmazın iade edilmemesi nedeniyle de davacının anılan sözleşmedeki geri alım hakkına dayanmak suretiyle ve yukarıda değinilen hususları açıklayarak eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, taraflar arasında taşınmazın temlikinden bir gün önce düzenlenen ve akdin eki sayılacak ve ondan ayrı kabul edilemeyecek nitelikteki 12.11.2003 tarihli sözleşmeye göre, satım akdinin gerçek satış olmayıp, borcun ödenmemesi sebebiyle taşınmazın mülkiyetinin davalıya devredildiği ve içeriğinde öngörülen koşullar çerçevesinde tekrar davacıya iadesinin kararlaştırıldığı görülmektedir.
Hemen belirtilmelidir ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 873/2. maddesi hükmüne göre borcun ödenmemesi halinde rehinli taşınmazın mülkiyetinin alacaklıya geçeceğine ilişkin sözleşme hükümlerine değer verilemeyeceği ve geçersiz olduğu tartışmasızdır. O halde, anılan bu sözleşme ve TMK.nun 873/2. maddesi hükmü karşısında çekişmeli taşınmazın davalı bankaya intikalini sağlayan temlik işleminin yasal olduğunu söyleyebilme imkanı bulunmadığı gibi davalı banka üzerindeki sicilin korunmasına da olanak yoktur. Öte yandan “borç tasfiye sözleşmesi” başlıklı söz konusu belgenin Türk Medeni Yasasının 736. maddesi hükmünde öngörülen akitlerden olmadığı, kaldı ki, o amaçla yapıldığı düşünülse bile resmi şekilde yapılmamış olması nedeniyle de vefa veya iştira sözleşmesi olarak değerlendirilmesi de olanaksızdır.
Diğer taraftan olayları bildirmek taraflara, hukuki nitelemeyi yaparak olaya en uygun yasa hükmünü tayin ederek tatbik etmek hakime aittir. Somut olayda olduğu gibi, tarafların olayları bildirdikten sonra hukuki nitelemeyi yanlış yapıp, hukuki sebebi anılan sözleşmede 5 numaralı ve geri alım hakkı başlığı ile düzenlenen sözleşme hükmü olarak mahkemeye bildirmeleri hakimi bağlamaz. Ne var ki, olaya uygunluğunda tereddüt bulunmayan TMK.nun 873. maddesi hükmünün göz ardı edilerek mahkemece aynı hataya düşülerek, “sözleşme serbestisi ilkesi gereğince geri alım hakkının ancak 23.09.2004 tarihine kadar kullanılabileceği, dolayısıyla davanın kanıtlanamadığı” gerekçesiyle davanın reddedilmiş olmasının doğru olduğu söylenemez.
Öte yandan; davalı bankanın kredi alacağından kaynaklanan sicil kaydında tesis edilen ipoteğin taşınmazın bankaya devrinden sonra alacaklı ve borçlu sıfatının bankada birleşmesi sebebiyle ipotek şerhinin sicil kaydının silinmesi, böylece varsa banka alacağının teminatsız bırakılması ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerekeceği kuşkusuzdur.
Bütün bu izahlardan sonra her ne kadar borcun ödenmemesi nedeniyle taşınmazın ipotek lehdarı alacaklıya geçmesi hukuken geçersiz ve batıl bir tasarruf ise de, davacının taşınmazı iradi olarak davalıya devretmiş olması ve açtığı dava ile de geri almak istemiş olması karşısında 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 97. maddesi (mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 81. maddesi) hükmünün hukuki fonksiyonunu icra edeceği tartışmasızdır. Bilindiği üzere, kendi edimini ifa etmeyen kimsenin karşı tarafı, edimini ifaya zorlayamayacağı açıktır. Öyleyse, zikredilen bu husus da gözetilerek bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması isabetli değildir.
Hal böyle olunca, belirtilen sebeplerden ötürü davacı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 04.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy