MAHKEMESİ: ÇEŞME ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 13/09/2011
NUMARASI : 2009/152-2011/276
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, davalıların 5234 ada, 2 parsel sayılı taşınmazda yer alan otelin üst katına kurdukları baz istasyonlarının yaydığı radyasyonun, ilgili yönetmelikte belirlenen referans değerlerin altında dahi olsa meskun mahalde yarattığı radyasyondan olumsuz yönde etkilendiklerini, çevre sakinlerinin sağlıklarının uzun vadede olumsuz etkileneceği endişesinden psikolojilerinin bozulduğunu, son zamanlarda kanser teşhisi ile ölenlerin arttığını ileri sürerek baz istasyonunun kaldırılması suretiyle elatmanın önlenmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, kurulan baz istasyonunun Elektronik Haberleşme Cihazları Güvenlik Sertifikası Düzenlemesine ilişkin Yönetmelik hükümlerine uygun olduğunu, ilgili yönetmelikte belirlenen referans değerlerinin çok altında frekansta yayın yapıldığını, iddiaların soyut nitelikte olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece; iddianın sübut bulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava; komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir.
Mahkemece; baz istasyonunun yönetmelik hükümlerine uygun olduğu ve yönetmelikte belirtilen elektromanyetik şiddete ilişkin limit değerlerinin altında faaliyet gösterdiğini açıklayan bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, baz istasyonu adı verilen tesislerin işletilmesi sonucu geniş halk kitlelerine yarar sağladığı ve hizmet verildiği kuşkusuzdur. Ancak bu yararın sağlanması karşısında kişilerin zarar görmesi halinde hizmetten elde edilen yarar ile bunun karşısında verilen zararın değerlendirilmesinde zorunluluk vardır.Öte yandan, hiçbir hizmetin insan yaşamı kadar önem ve öncelik taşıdığı da düşünülemeyeceği gibi yararlı bir hizmetin karşılığı olarak insanın sağlığından olması uygun bir sonuç olarak kabul edilemez. Öyleyse, böyle bir tehlikenin varlığının saptanması halinde gerekli önlemlerin alınmasının zorunlu ve kaçınılmaz olduğu da tartışmasızdır.
Konuyla ilgili olarak "Elektronik Haberleşme Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddetinin Uluslararası Standartlara Göre Maruziyet Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Kontrolü ve Denetimi Hakkındaki Yönetmelikte" bir kısım usul ve esasa dair düzenlemelere yer verilmiş olup, Yönetmeliğin 12. maddesinde ölçüm yapacak personelin nitelikleri belirtilmiş ve 11. maddesinde de ölçümde de kullanılacak cihazların ne olacağı açıklandıktan sonra nitelikleri ve özellikleri sayılmıştır.
Somut olaya gelince; hükme esas alınan raporu düzenleyen bilirkişilerin Yönetmeliğin 12. maddesinde belirtilen sıfat ve vasıfları taşıdıkları, başka bir ifade ile gerekli ehliyete haiz oldukları, taraflar arasındaki çekişmenin giderilmesi bakımından Yönetmeliğin 11. maddesinde yer verilen ölçümün EMR 300 geniş bantlı ölçüm cihazı kullanılarak tespit edildiği, ilgili Yönetmelikte belirlenen üst sınır değerlerin ve uluslararası güvenlik limitlerinin altında olduğu, dava konusu mekanların istasyonlara ait antenlerin Güvenlik Sertifikalarında belirtilen güvenlik mesafeleri dışında olduğunu rapor etmişlerse de, çekişmeye konu baz istasyonunun konumu itibariyle insanların yoğun olarak yaşadıkları ve hayatlarını sürdürdükleri yer içerisinde özellikle çocuk parkının hemen yakınında kurulduğu dosya kapsamıyla sabittir. Öyleyse, bundan kaynaklanacak sorumluluğun kusura dayanmayan tehlike sorumluluğu olduğu gözetildiğinde, tesislerin bulunduğu ve kurulduğu yer bakımından uzun sürede kişi ve çevreye zarar verip vermeyeceği üzerinde de durularak daha uygun ve yerleşim çevresinden daha uzakta kurulmasının mümkün olup olmadığı hususlarında ise raporda bir değerlendirme yapılmış değildir.
Bu belirlemeler karşısında; 6100 sayılı HMK'nun 282. maddesi (1086 sayılı HUMK.nun 286.) maddesi hükmüne göre hakim bilirkişi görüş ve mütelaası ile bağlı olmadığı gibi somut olgu ve bulgular değinilen ilkeler çevresinde değerlendirildiğinde zararın bulunmadığı da söylenemez ve kabul edilemez.
Hal böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy