MAHKEMESİ : KADİRLİ SULH HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 01/02/2012
NUMARASI : 2011/475-2012/103
Yanlar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava; paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece; sübut bulmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 129 ada, 5 parsel sayılı taşınmazda tarafların dava dışı birçok kişiyle birlikte paydaş oldukları anlaşılmaktadır.
Öyle ise; taraflar arasındaki çekişmenin TMK'nun 688 ve takip eden maddelerde öngörülen paylı mülkiyet hükümleri gözetilmek suretiyle çözüme kavuşturulması gerektiği kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir.
Diğer taraftan; Türk Medeni Kanunu'nun 706, Borçlar Kanunu'nun 2l3, Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " ahde vefa" kuralının yanında Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terkedildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, Medeni Kanunu'nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; öncelikle dışarıda paydaş kalmayacak şekilde tüm paydaşlar yönünden bir harici taksim olgusunun olup- olmadığı varsa kime nerenin bırakıldığı ve kim tarafından kullanıldığı yok eğer harici bir taksim olgusu yok ise bu durumda uzun zamandan beri tüm paydaşları kapsar nitelikte fiili bir durum yaratılıp- yaratılmadığı hususunun, yok eğer böyle bir olgu da bulunmuyorsa o taktirde davacının taşınmazda kullandığı bir bölümün olup-olmadığı, bir başka ifadeyle davacı bakımından intifadan men olgusunun gerçekleşip- gerçekleşmediği saptanmış değildir. Hen nekadar, mahkemece davacı yönünden intifadan men olgusunun gerçekleşmediği gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de bu konuda yapılan araştırma, inceleme ve değerlendirmenin hükme yeterli ve elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca; yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda araştırma yapılması toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilmesi, hasıl olacak sonuca göre bir hüküm kurulması gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacının bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürüz (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 08.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy