MAHKEMESİ : GEMLİK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 29/12/2010
NUMARASI : 2006/337-2010/884
Yanlar arasında görülen tapu iptal,tescil olmazsa tazminat davası sonunda, yerel mahkemece, davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, tapu iptal, tescil olmazsa tazminat isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 156 ada 4 parsel sayılı taşınmazdaki davacı E... G...'in 12/80 payının vekili A... A... Tarafından tevkil edilen diğer vekil A... D... Tarafından 09.07.2003 tarihinde davalılardan Y... D...'a satış yoluyla devredildiği, taşınmazda 20.04.2004 tarihinde kat irtifakı tesis edilerek B Blok 3 ve 8 nolu bağımsız bölümlerde davalı Yüksel lehine kat irtifakı kurulduğu ve Y...'in 8 nolu bağımsız bölümü 10.04.2006 tarihinde davalı Ş... K...'a satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Davacı, davalılardan Y... İle 05.05.2000 tarihli kat karşılığı inşaat yapım sözleşmesi düzenlediklerini, davaya konu 156 ada 4 nolu parselde bulunan B blok 3 ve 8 nolu dairenin, kendisine verilmesi gerekirken vekâletname verdiği davalı A... Tarafından diğer davalı yüklenici Y...'e tapuda devir edildiğini ileri sürerek 8 nolu bağımsız bölümün tapu kaydının iptâli ile adına tescili olmazsa tazminat isteğiyle eldeki davayı açmış, bilahare tapu iptal ve tescil isteminden feragat ederek bedelinin ödenmesi istemiyle davaya devam etmiştir.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Nevarki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır. Somut olaya gelince; Mahkemece satış bedelinin davacıya ödendiği sonucuna varılmış ise de; davalılardan vekil olan A... Tarafından bu konuda yazılı bir belge sunulmamış ve davacı da bedel ödendiğini kabul etmemiştir. Bu durumda satış bedelinin ödendiğini ispatlamakla yükümlü bulunan davalı (vekil) A... Ödemeyi usulen kanıtlayamamış, yemin deliline de dayanmamıştır.
Öte yandan davalı Yüksel ise, ilk el konumunda bulunduğuna göre, dava konusu dairenin belirlenecek değerinin davalılar A... ve Y...'den tahsiline karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Hal böyle olunca, davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü ( 6100 Sayılı HMK'nun geçici 3. maddesi yollamasıyla ) 1086 Sayılı HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy