MAHKEMESİ : ÇAVDIR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/09/2011
NUMARASI : 2006/2-2011/102
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, murislerinin kayden maliki olduğu dava konusu taşınmazlarını muvazaalı biçimde davalılara temlik ettiğini ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptaline ve miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemşilerdir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, muvazaa olgusunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, süresinde keşif avansının yatırılmaması nedeni ile davacı tarafın keşif delilinden vazgeçmiş sayıldığının kabulü gerktiği, diğer deliller ile de davanın sübut bulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Toplanan delillerden ve tüm dosya içeriğinden, miras bırakanlar S.. Y.'in 30.12.2003 ve İ.. Y..'in 11.09.2005 tarihlerinde öldükleri, mirasçıları olarak taraflar U.. Y..(Ç..), S. Y.(E.), İ. Y.., H. Y.'in kaldıkları, miras bırakan İ.'in .. parsel sayılı taşınmazını 23.08.2000 tarihinde, 3071 ve .. parsel sayılı taşınmazlarını da 29.05.2001 tarihinde davalı H..'e, .. parsel sayılı taşınmazını 20.03.2001 tarihinde davalı U..'a, miras bırakan S..'ın da .. parsel sayılı taşınmazını 27.10.2003 tarihinde davalı H..'e temlik ettikleri görülmektedir.
Diğer taraftan, mahkemece 09.11.2006 günlü ara kararında, keşif yapılması, resen seçilecek bilirkişilerin keşif mahallinde hazır edilmesi, toplam 294,76 TL keşif giderinin davacı tarafça mahkeme veznesine yatırılması için sonuçları da hatırlatılarak 10 günlük kesin süre verildiği, 27.04.2007 tarihinde de keşfin icra edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır.
Öte yandan, miras bırakan sağlığında mal varlığının tamamını veya bir kısmını mirasçıları arasında hoş görü ile karşılanabilecek makul ölçüler içerisinde paylaştırmışsa mirasçısından mal kaçırma iradesinden söz etme olanağı yoktur.
O halde, miras bırakanın denkleştirme yapıp yapmadığı üzerinde durulması, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden taşınır, taşınmaz ve hakların araştırılması, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgelerin mercilerinden getirtilmesi, her bir mirasçıya geçirilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri bakımından uzman bilirkişiden rapor alınarak paylaştırmanın mı yoksa mal kaçırma amacının mı üstün tutulduğunun aydınlığa kavuşturulması zorunludur.
Somut olaya gelince, muris muvazaası istekli davalarda miras bırakanın gerçek irade ve amacının tespiti; keşif dışında, dinlenen tanık beyanları ve diğer tüm delilerin yukarıdaki ilkeler çerçevesinde değerlendirilmesi ile de mümkündür. Keşfen saptanarak taşınmaz değerleri ile akitte gösterilen bedeller arasında farklılık bulunması tek başına muvazaanın kanıtı sayılamaz.
Hal böyle olunca, dosyada mevcut tüm delillerin değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve yazılı gerekçe ile hüküm kurulması isabetsizdir.
Davacıların temyiz itirazları açıklanan nedenlerden ötürü yerindedir. Kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 26.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy