MAHKEMESİ : ÜSKÜDAR 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/11/2011
NUMARASI : 2009/273-2011/287
Yanlar arasında görülen tapu iptal ve tescil olmadığı takdirde tazminat davası sonunda, yerel mahkemece tazminata yönelik davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar taraf vekillerince ve feri müdahil tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil , olmadığı takdirde tazminat isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, taşınmazın temlik tarihindeki değeri üzerinden hesaplanan tazminatın, davalı vekilden tahsiline karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; taşınmaz başlangıçta miras bırakan H... H... adına kayıtlı iken; murisin kardeşi ve mirasçısı olan davacının, davalı Ç...'e, intikal ve satış yetkisini de taşıyan vekaletname verdiği bu vekaltname kullanılarak Ç... tarafından, 4 nolu parselde yer alan 11 nolu bağımsız bölümdeki davacı payının 04.10.1999 tarihinde 812.000.000-TL bedelle, taşınmazın 1/2 pay maliki ve aynı zamanda murisin eşi, davalı vekilin de teyzesi olan diğer davalı C...'ye satış biçiminde temlik edildiği saptanmıştır.
Davalı Ç...; davalı C...'den herhangibir bedel almadığını ve davacıya da bir bedel ödemediğini bunu da davacının talimatı doğrultusunda gerçekleştirdiğini savunmuş. Taraflar tanık göstermeyeceklerini bildirmişler, anılan payın devir tarihindeki gerçek değerinin ise 2.500,00-TL olduğu saptanmıştır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 (6098 sayılı T.B.K.'nun 506/2) maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne varki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; belirlenen somut olgular yukarıdaki ilkeler uyarınca değerlendirildiğinde davacıya ait payın bedelsiz olarak davalı C....'ye temlik edildiği, davacının talimatı ile hareket edildiği yönündeki savunmanın kanıtlanamadığı, gerçekte bağış yapmak isteyen bir insanın başkasını vekil ederken özellikle bağış yapma yetkisini tanımaması buna karşın intikal ve satış yetkisi vermesi hayatın olağan akışı ile bağdaşmayıp bağış yetkisi vermediği sonucuna varılmaktadır. Bu durumda da davalıların el ve işbirliği içerisinde hareket ederek davacıyı mülkiyet hakkından yoksun bıraktıkları böylece zararlandırıdıkları açıktır.
Hal böyle olunca; iptal ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken aksine düşüncelerle yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir. Davalı Ç...ile feri müdahilin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, davacının temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy