MAHKEMESİ: ORHANELİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 16/06/2011
NUMARASI : 2008/487-2011/117
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı vekili, .., .., .., ..parsel sayılı taşınmazların davalı S..'e verilen vekaletname kullanılarak diğer davalı A. Y..'a satış suretiyle temlik edildiğini, satışın gerçek değeri üzerinden yapılmadığını, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını ileri sürerek, tapuların iptaliyle müvekkili adına tesciline, mümkün değil ise 3.500.00.-TL manevi, 1.500.00.-TL maddi tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddianın sübut bulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, tapu iptali-tescil olmadığı takdirde maddi ve manevi tazminatın vekilden tahsili isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Toplanan delillerden ve tüm dosya içeriğinden; davanın reddine ilişkin kararın davacı vekilinin adresinde S.. E.. isimli kişiye tebliğ edildiği, temyiz edilmemesi üzerine 28.10.2011 tarihinde kesinleşme şerhi verildiği, ancak davacı vekilinin temyizine eklediği belgelerden, karar kendisine tebliğ edilen S.. E.’in 10.08.2011 tarihinde İ..’de bir başka adreste sigortalı olarak işe başladığı, kararın tebliğ tarihi itibariyle davacı vekilinin çalışanı olmadığı dolayısıyla tebligatın usulsüz yapıldığı anlaşıldığına göre, keşinleşme şerhinin kaldırılmasına karar verilip işin esasının incelenmesine geçildi.
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil, aksi takdirde tazminat isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Çekişmeli 192, 193, 194 sayılı parseller davacıya ait iken vekili davalı S.. tarafından diğer davalı A.’e toplam 11.500.00.-TL ye satış suretiyle temlik edildiği kayden sabittir.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne varki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa, bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim, uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.Somut olayda, yukarıdaki ilkeler uyarınca bir inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca, iddiaların yukarıdaki ilkeler çerçevesinde incelenmesi, tarafların bildirecekleri delillerin toplanması, toplanmış ve toplanacak deliller birlikte irdelenip varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 27.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.