MAHKEMESİ : İNEBOLU ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 02/03/2012
NUMARASI : 2011/297-2012/26
Yanlar arasında görülen elatmanın önlenmesi davası sonunda, yerel mahkemece davanın, müdahalenin önlenmesi isteminin kabulüne, katın boş olarak kendilerine teslimine ilişkin istemin ise reddine ilişkin olarak verilen karar davalılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, çaplı taşınmazdaki binanın ikinci katına elatmanın önlenmesi ve taşınmazın ikinci katının boş olarak teslimi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, çekişmeli taşınmaz üzerinde bulunan binanın ikinci katına davalıların yaptığı haksız müdahalenin önlenmesine, bu katın boş olarak kendilerine teslimine dair talebin reddine karar verilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden; çekişme konusu parselin tarafların ortak murisi olan O.... adına kayıtlı olduğu, davacıların O.... kızı M...'nin çocukları, davalı O.... 'ın muris O....'ın oğlu M...'in çocuğu, diğer davalı olan M....'in ise davalı O....'ın oğlu olduğu, taşınmazda kat irtifakı ve kat mülkiyeti kurulmadığı, çekişme konusu bölümün iki katlı binanın üst katı olduğu anlaşılmaktadır. Davanın paydaşlar arasındaki elatmanın önlenmesi isteğine ilişkin olduğu açıktır.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük
mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 213 6098 s. TBK 237), T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne varki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " ahde vefa" kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terkedildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olayda; yukarıdaki ilkeler uyarınca hükme yeterli araştırma yapıldığını söyleme imkanı yoktur.
Hal böyle olunca;öncelikle tüm paydaşları bağlar biçimde binanın kullanımı açısından fiili kullanım biçiminin oluşup oluşmadığının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde saptanması, tarafların göstereceği delillerin toplanıp sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Kabule görede; davada elatmanın önlenmesi ikinci katın boş olarak teslimi istenilmiştir. Elatmanın önlenmesinin kabulü halinde infaz aşamasında taşınmazın boşaltılacağı kuşkusuzdur. Eldeki davada 1. fıkradaki elatmanın önlenmesi isteği kabul edilirken 2. fıkra ile 1. fıkra hükümsüz hale getirilmiştir. Zira ikinci katın boş olarak kendilerine teslimine dair talepleri red edilmiştir. Bu haliyle birinci ile ikinci fıkra birbirine tezat hükümleri içermektedir. 6100 sayılı HMK'nun 297/2 maddesine göre ''Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.'' bu yasal düzenleme de dikkate alındığında birbirine çelişik hükümler kurulması kamu düzenine aykırılık oluşturacaktır ve resen gözetilmek zorundadır.
Davalıların, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 12.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy