MAHKEMESİ : FATSA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/02/2012
NUMARASI : 2006/561-2012/220
Yanlar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası sonunda yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından süresi içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava; paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkin olup mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; kat mülkiyeti ve kat irtifakı kurulu olmayan, kargir, tek katlı dükkan vasfındaki çekişmeli 28 ada, 2 parsel sayılı taşınmazın paylı mülkiyet üzere kayıtlı olduğu, davacıların mirasbırakanı ile davalının, dava dışı kişilerle birlikte taşınmazda paydaş bulundukları görülmektedir.
Davacılar; miras bırakanlarının 3/32 pay maliki olduğu çekişmeli taşınmazda yer alan 4 ayrı dükkanı davalının kiraya vermek suretiyle kullanımlarına engel olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.
Gerçekten de; mahkemece yapılan araştırma, inceleme sonucunda taşınmazın davacılar yönünden "intifadan men olgusu" gerçekleşecek şekilde kullanıldığı saptanmak ve davalının taşınmazın tamamının dava dışı üçüncü kişiye kiraya vermek suretiyle haksız olarak müdahale ettiği benimsenmek suretiyle elatmanın önlenmesine karar verilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik yoktur.
Ancak anılan taşınmazın paylı mülkiyete konu olduğu ve davalının da kayden paydaş bulunduğu gözetierek 21.06.1944 tarih, 13/24 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca "davacının payı oranında elatmanın önlemesine" karar verilmesi gerekirken mutlak olarak elatmanın önlenmesine karar verilmiş olması doğru değildir.
Öte yandan; iddianın ileri sürülüş biçimi ve olayların akışından çekişmeli taşınmazın uzun yıllardan beri davalının tasarrufunda bulunduğu ve davalının kullanımına karşı çıkılmadığı, ihtar ve uyarıda bulunulmadığı anlaşılmaktadır. Öyle ise davalının kullanımının muvafakata dayalı olduğu bir başka ifade ile taraflar arasındaki ilişkinin Borçlar Kanunu'nun 299. maddesinde öngörülen (6098 sayılı TBK'nun 379 maddesi) ariyet akdi niteliği taşıdığı kuşkusuzdur. Bilindiği üzere ariyet akdi sözlü yapılabileceği gibi yazılı da yappılabilir ve aynı zamanda muayyen bir müddet için yapılabileceği gibi aynı Yasanın 303. maddesi uyarınca (6098 sayılı TBK'nun 383. maddesi) gayrımuayyen bir müddet içinde yapılması olanaklıdır. Ariyet veren şeyi, ne müddetini ne de niçin kullanılacağını tayin etmeyerek vermiş ise dilediği vakit geri alabileceği BK'nun 304. maddesi hükmü (6098 sayılı TBK'nun 384. maddesi) gereğidir.Bu durumda dava açılmakla muvafakatin geri alındığı ve BK'nun 304. maddesi (6098 sayılı TBK'nun 384. maddesi) gereğince de akdin feshedildiği kabul edilmelidir. Bu düzenlemeler karşısında davalının kullanım durumu değerlendirildiğinde; davalıyı fuzuli şagil olarak kabul etmek olanaksızdır. Buna göre haksız işgalcinin (fuzuli şagilin) taşınmazı kullanmasından dolayı ödemekle mükellef olduğu haksız işgal tazminatı niteliğindeki ecrimisilden sorumlu tutulması mümkün değildir.
Hal böyle olunca; davacının payı oranında elatmanın önlenmesine ve ecrimisil isteğinin de reddine karar verilmesi gerekirken değinilen hususlar gözardı edilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Davalının bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 14.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.