MAHKEMESİ : ANKARA 23. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 25/01/2011
NUMARASI : 2010/485-2011/14
Yanlar arasında görülen kamulaştırmasız elatma nedeniyle tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, tazminat isteğine ilişkin olup,Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, davacıların, kayden paydaşı oldukları çekişme konusu 91 ve 92 parsel sayılı arsa vasfındaki taşınmazlara, davalı İdare tarafından, her hangi bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın orman kadastrosu sınırları içerisine alınmak suretiyle fiilen ve hukuken el atıldığını, orman kadastrosunun itirazsız kesinleştiğini ileri sürerek tazminat isteğiyle eldeki davayı açtıkları; çekişmeli taşınmazların bulunduğu bölgede 18 nolu Orman Kadastro Komisyonu tarafından 6831 sayılı Orman Kanununun 3302 sayılı Kanunla değişik hükümlerine göre 1989 yılında yapılan orman kadastro çalışmasında taşınmazların orman vasfında görülerek orman sınırları içerisine alındığının ve itirazsız 1991 kesinleştiğinin öne sürüldüğü anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, dava konusu parselin tapusunun hukuksal geçerliliğini koruyup korumadığının belirlenmesi için, öncelikle, davalı İdareden, 18 nolu Orman Kadastro Komisyonu tarafından 6831 sayılı Orman Kanununun 3302 sayılı Kanunla değişik hükümlerine göre 1989 yılında yapılan orman kadastro çalışmalarında, çekişmeli 91 ve 92 nolu parselllerin orman sınırları içerisine alınıp alınmadığının, taşınmazların halen orman özelliğini sürdürüp sürdürmediğinin, orman kadastrosunun itirazsız kesinleşip kesinleşmediğinin sorularak eksikliklerin giderilmesi, ondan sonra, mahallinde bilirkişi marifetiyle keşif ve uygulama yapılmak suretiyle davaya konu taşınmazların orman kadastro sınırları içerisinde kalıp kalmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi gerekeçeği tartışmasızdır.
Yapılan uygulama sonucunda, çekişmeli taşınmazların kesinleşen orman tahdidi içerisinde kaldığının saptanması halinde, davacıların, çekişmeli taşınmazların mülkiyetini Türk Medeni Kanunu'nun 705.maddesi uyarınca yitirmiş olacakları ve davalı tarafın tescilden önce mülkiyeti kazandığının kabulü zorunludur. Bu durumda, elde ki dava mülkiyetin yitirilmesinden kaynaklanan tazminat niteliğini taşır.
Olayda, Türk Medeni Kanunu'nun 705. maddesinin uygulanmasının gerekmemesi, diğer bir anlatımla, mülkiyetin hukuken ve fiilen davacılarda kaldığının belirlenmesi halinde ise, davalı İdarenin, taşınmazlara orman niteliğiyle kullanmak suretiyle kamulaştırmasız el atma olgusunun ortaya çıkacağı açıktır.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen eksikliklerin giderilmesi, yerinde uzman bilirkişiler marifetiyle keşif yapılması, taşınmazların orman kadastro tahdidi içerisinde kalıp kalmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturmayla yetinilerek yanılgılı değerelendirmeyle yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacılar vekilinin, temyiz itirazları yerindedir.Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 26.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy