(6098 S. K. m. 504, 506) (4721 S. K. m. 2, 3)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, alacak davası sonunda, yerel mahkemece tapu iptal ve tescil isteğinin reddine, tazminat isteğinin kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı ve davalı vekilleri tarafından yasal süre içerisinde duruşma istemli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 2.10.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat B. Ç. ile diğer temyiz eden davalı N. Ç. vekili Avukat A. Y. geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz eden davalı M. C. vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi Senem Altınbulak tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat isteğine ilişkindir.
Mahkemece, tapu iptal - tescil isteğinin reddine, tazminat isteğinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu davacıya ait 135 ada 32 parsel sayılı taşınmazdaki A Blok 2 no'lu meskenin Söke 2. Noterliğinden 4.1.2007 tarihinde verilen 2 yevmiye no'lu özel vekaletnameye istinaden vekil davalı M. C. tarafından 1.2.2007 tarihinde ve satış suretiyle diğer davalı N. Ç.'na temlik edildiği, daha sonra aynı taşınmazın bu kez N. tarafından 25.12.2007 tarihinde davalı vekil M.'ya yine satış yoluyla devredildiği anlaşılmaktadır.
Davacı, amcasının kızı olan davalı N.'a duyduğu güven nedeniyle ve daire ile ilgili olarak yapılması gereken işlemler için gerekli olduğundan bahisle daha önce tanımadığı davalı M.'yı yurt dışına çıkacağı gün içeriğini okumadığı vekaletname ile vekil atadığını, her iki davalının da zararlandırma kastıyla, el ve işbirliği içinde hareket ederek çekişme konusu taşınmazı mal edindiklerini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Hemen belirtilmelidir ki, vekaletnamenin hile ile alındığı iddiası aynı zamanda vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasını da içerir.
O halde, iddianın ileri sürülüş biçimi ve dava dilekçesinden taraflar arasındaki çekişmenin vekalet görevinin kötüye kullanılıp kullanılmadığının saptanmasıyla çözüme kavuşturulacağı açıktır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu'nun 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekalet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hallerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekaletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK'nin 504/1. maddesi). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilinin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; vekil ile diğer davalı N.'ın amca çocukları oldukları, davacının olayda kullanılan vekaletnamenin verildiği gün 4.1.2007 tarihli, 1 yevmiye sayılı işlem ile N.'a verdiği vekaletname ile İ.. Hizmet Üretim Tekstil San. Tic. Ldt. Şt'den adına hisse devralması için yetki verdiği, davalı N.'ın anılan şirketin müdürü ve ortağı olduğu, davalı M.'nın da bu şirketten 5.4.2007 tarihinde pay satın aldığı, bundan önce de davalılar arasında işyeri arkadaşlığı ve ortak tanıdıklar vasıtasıyla arkadaşlık ilişkisinin bulunduğu, davacıya taşınmazın satış bedelinin ödenmediği, davacının Finansbank'daki hesabından davalı N.'ın hesabına 17.1.2007 tarihinde 27.734 Euro'nun havale edildiği ve bu miktar paranın daha sonra 6.2.2007 tarihinde davalı M. tarafından davacının hesabına yeniden yatırıldığı, davacının Söke 2. Noterliğinde 1 ve 2 yevmiye no'lu vekaletnameleri verdikten sonra aynı gün saat 11.24' de Adnan Menderes Havalimanından yurt dışına çıktığı görülmektedir. Bu durumda, anılan bu olgular yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde davalıların el ve işbirliği içinde hareket ederek davacıyı zararlandırma amacıyla temlikleri gerçekleştirdikleri açıktır. Davacı tarafından vekile açıkça yetki verilmiş olması halinde dahi zararlandırma olgusu sabit ise vekalet görevinin kötüye kullanıldığı sonucuna varılmalıdır.
Hal böyle olunca, tapu iptal ve tescil davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin yanılgılı değerlendirilmesi sonucu yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Kabule göre de; tazminata karar verilmesi halinde, mahkemece belirlenen taşınmazın gerçek bedeline hükmedilmesi gerekirken, 17.1.2007 tarihinde davacının hesabından çekilip davalı N.'ın hesabına havale edilen ve daha sonra 6.2.2007 tarihinde davalı M. tarafından davacının hesabına yeniden yatırılan 27.734 Euro düşüldükten sonra kalan miktarın hüküm altına alınmış olması da isabetsizdir.
Tüm bu açıklamalar karşısında davalıların temyiz itirazları yerinde görülmediğinden, reddine. Davacının, temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'un 428.maddesi gereğince bozulmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2011 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden taraflardan davacı vekili için 900.00.-TL. duruşma avukatlık parasının diğer temyiz edenlerden alınmasına, 02.04.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy