...
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabul, kısmen reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar ve bir kısım davalılar tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 17.06.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenler vekili Avukat ... ., davacı ... vekili Avukat ..., davalılar ... v.d. vekili Avukat ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalı ... vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil, olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece, çekişme konusu 230, 231, 1532 ve 1533 parsel sayılı taşınmazlar yönünden davanın kabulüne, 28,1511 ve 1567 parsel sayılı taşınmazlar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, davacıların mirasbırakanlar ... torunları olduğu, mirasbırakanlardan ... 20.11.1995 tarihli resmi akit ile 1532 parsel sayılı taşınmazını davalı torunu...1533 parsel sayılı taşınmazını davalı torunu ... satış suretiyle, mirasbırakan Necmiye’nin 21.12.1976 tarihli resmi akitle çekişme konusu 230 ve 231 parsel sayılı taşınmazlarını dava dışı ....onun da her iki taşınmazı 1/2 paylarını 15.05.1991 tarihli akitle yine davalılar ... satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Toplanan deliller ve tüm dosya içeriği ile 230, 231, 1532 ve 1533 parsel sayılı taşınmazların temlikinin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu saptanmak suretiyle bu parseller yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Bir kısım davalıların anılan parsellere yönelik temyiz itirazları yerinde değildir. Reddiyle 230-231-1532-1533 parsellerle ilgili usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA,
./..
-2-
Davacıların temyiz itirazına gelince;
Çekişme konusu 28 parsel sayılı taşınmaz 1/2 paylarla mirasbırakanlar ... adına kayıtlı iken 31.05.1996 tarihli resmi akit ile davalılar ...satış suretiyle temlik ettikleri, adı geçen davalılar tarafından da 30.09.1997 tarihli resmi akit ile davalı ...’a satış suretiyle devredildiği, 1511 ve 1567 parsel sayılı taşınmazlar mirasbırakan ...adına kayıtlı iken, 29.04.1999 tarihli resmi akit yine davalı ...’a satış suretiyle temlik ettiği, davacıların bu taşınmazların da mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak temlik edildiğini, davalı ...’ın iyiniyetli olmadığını ileri sürerek eldeki davayı açtıkları, mahkemece bu taşınmazlar yönünden iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, çekişme konusu 28 parsel sayılı taşınmazın mirasbırakanlar tarafından davalı torunlarına yapılan temlikinin dava konusu tüm taşınmazların temlik şekli ve anlatılan işleyiş gözetildiğinde mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu sonucuna varılmaktadır.
Ne var ki; mirasbırakan ... tarafından davalı ...’a temlik edilen 1511 ve 1567 parsel sayılı taşınmazlar yönünden temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olup olmadığı, öte yandan 28 parsel sayılı taşınmaz bakımından ikinci el konumunda olan davalı ...’ın iyiniyetli olup olmadığı konusunda hüküm vermeye elverişli bir araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Bilindiği üzere; Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Öte yandan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK'nin 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1. fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.
../...
-3-
Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyiniyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Nitekim bu görüşten hareketle, "kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı” ilkeleri 8.11.1991 tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İçtdihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Hâl böyle olunca; davalı ...’a doğrudan temlik edilen 1511 ve 1567 parsel sayılı taşınmazlar yönünden temlikin muvazaalı ve mal kaçırma amaçlı olup olmadığının, 28 parsel sayılı taşınmaz yönünden ise iktisabının iyiniyetli olup olmadığının araştırılması tarafların tüm delillerinin eksiksiz toplanması, akrabalık iddiasının tereddüde yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması, çekişme konusu taşınmazların temliklerden sonra kimin tasarrufunda olduğunun saptanması ve yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda değerlendirme yapılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacıların temyiz itirazları değinilen yönler itibariyle yerindedir. Kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz edilen vekili için 1.100.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edenden alınmasına, 17.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.