MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL, TAZMİNAT
Taraflar arasında görülen vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmazsa bedelin tahsili davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar taraf vekillerince yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 2.12.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat ... ile diğer temyiz eden vekili Avukat ... geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ...'ın tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmazsa bedelin tahsili isteğine ilişkindir.
Davacı; maliki olduğu çekişme konusu 451 parsel sayılı taşınmazdaki K Blok 7.kat 14 no'lu bağımsız bölümün vekili davalının murisi.... tarafından vekalet görevi kötüye kullanılarak 27.12.2007 tarihinde 25.000,00 TL bedelle dava dışı ...'a satıldığını, aynı tarihte 'e devredildiğini davalının murisi öldükten sonra taşınmazın devrini öğrendiğini, taşınmazın satışı ile ilgili hiçbir talimat vermediği gibi kendisine satış bedeli de ödenmediğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Davalı ... ..., aslında dava konusu taşınmazın 33.000,00TL olan bedeli satıcıya ödenmek suretiyle mirasbırakanı tarafından satın alındığı hâlde kızkardeşi olan davacının annesi ...'in yönlendirmesi ile tapuda ...'a verilen vekâletname ile davacı adına tescil edildiğini, mirasbırakanın ölene kadar taşınmazı kullandığını, taşınmazda büyük tadilatlar yaptığını, davacının aynı gün iki vekâletname verdiğini, bu vekâletnamelerden ...'a verilen vekâletnamenin sadece taşınmaz almaya ilişkin olup satış yetkisi bulunmadığını, 'e verilen vekâletnamenin ise satış yetkisini içerdiğini, bu hususun ... hesabına ve davacı adına alınacak taşınmazın gerçek sahibi olan ...'a iade edileceğine ilişkin gizli bir anlaşma olduğunun kanıtı olduğunu, taşınmazın gerçek sahibi başlangıçtan itibaren muris ... olmasına rağmen ... ile davacı arasında
muvazaalı işlem yapıldığını, davacının gerçekte evin bedelini ödemediğini, evi hiç kullanmadığını, davacının annesi ...'in bu evin davacı kızı adına geçirilmesi için mirasbırakana baskı yaptığını, ancak mirasbırakanın daha sonra taşınmazın yeniden kendi üzerine geçirilmesi şartıyla bunu kabul ettiğini, bu nedenle aynı tarihte iki vekâletname düzenlendiğini, dava açmak için murisin ölümünün beklendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, temliklerin vekâlet görevinin kötüye kullanılması suretiyle ve davacıyı zararlandırma kastıyla gerçekleştirildiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davacının temyiz itirazı yerinde görülmediğinden reddi ile;
Davalının temyiz itirazına gelince;
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; ... 33.Noterliğinin 27.9.2004 tarihli, 25479 sayılı vekâletnamesinde davacının taşınmaz satın almaya ...'a, aynı tarihli 25480 sayılı vekâletnamesinde ise taşınmaz satmaya davacının dayısı, davalının ise babası olan 'e yetki verdiği, bu vekaletnamelerden ...'a verilen 25479 yevmiye sayılı vekâletname kullanılmak suretiyle 451 parsel sayılı taşınmazdaki K Blok 14 no'lu bağımsız bölümün 22.10.2004 tarihinde dava dışı kişiden davacı adına satın alındığı, aradan bir süre geçtikten sonra 25480 sayılı vekâletname kullanılmak suretiyle taşınmazın 27.12.2007 tarihinde vekil tarafından dava dışı ...'a satıldığı ve aynı tarihte ... tarafından bizzat hareketle davalının murisi ...'a tekrar devredildiği, davacının avukatına dava konusu taşınmazla ilgili olarak dava açmak üzere 5.4.2011 tarihinde yetki verdiği, davalının murisi ...'ın 29.7.2011 tarihinde öldüğü, eldeki davanın ise 16.8.2011 tarihinde 'ün ölümünden sonra mirasçısına karşı açıldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekâlet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanununun (BK) 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK'nin 504/1.maddesi). Sözleşmede vekâletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek
suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilinin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekâlet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekâlet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; davacının aynı tarihte ...'a taşınmaz satın almak, davalının murisi ...'a da taşınmaz satmaya yetki verdiği, her iki vekâletname kullanılarak taşınmazın önce davacı adına alındıktan sonra, ...'a verilen vekâletname ile ...'a, ondan da davalının murisine satılarak devredildiği, davalının mirasbırakanı ...'ın banka hesabından taşınmazın davacı adına ilk satın aldığı 22.10.2004 tarihine yakın 30.9.2004 tarihinde 35.000,00TL para çekildiği, ... adına kesilen Mayıs 2005 yılına ait tadilat makbuzları bulunduğu, tanık anlatımlarıyla bankadan çekilen paranın taşınmazın alımında kullanıldığı, tadilatları ...'ın yaptırdığı ve ölene kadar taşınmazı davalının murisinin kullandığı, davacı ...'nin burada emanetçi sıfatıyla bulunup taşınmazın gerçek maliki olmadığı, devirlerde kullanılan vekâletnamelerin taşınmazın gerçek malikine devrini sağlamak amacıyla verildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği gibi, herkes iddiasını ispatla mükelleftir. 6100 sayılı HMK'nın 190.maddesi hükmü gereğince, ispat yükü, bu konuda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan hak çıkaran tarafa aittir. Nitekim, vekilin vekâlet görevini kötüye kullanmakta ne gibi bir çıkarı olduğunun belirlenemediği gibi dinlenen tanık beyanlarından da vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığı hususunun kanıtlanamadığı anlaşılmaktadır.
Hâl böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden taraflardan davalı vekili için 1.100.TL duruşma vekalet ücretinin diğer temyiz eden davacıdan alınmasına, 02.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy