MAHKEMESİ : ANKARA 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 07/12/2011
NUMARASI : 2009/41-2011/519
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 11.12.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat A. Ş. ile temyiz edilen davalılardan B.. Y.. ve vekili Avukat A. Ö.geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davalı vekil yönünden davanın husumetten, davalı kayıt maliki yönünden davanın esastan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacı L.. Y..'in 6.11.2002 tarihinde düzenlenen genel vekâletname ile babası olan davalı B.. Y..'i vekil tayin ettiği, vekilin anılan vekâletnameyi kullanarak 29.1.2009 tarihli akitle 22 parsel sayılı taşınmazdaki davacıya ait mesken niteliğindeki 10 no'lu bağımsız bölümü diğer davalı R.. A..'ya tapuda temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Davacı, babası Bekir'in isteği üzerine 6.11.2002 tarihinde satış yetkisini de içeren bir vekâletname verdiğini, daha sonra Bekir'in eşini ve çocuklarını Ankara'da bırakarak ikâmetgâhını İstanbul'a taşıdığını ve başka bir kadınla yaşamaya başladığını, bunun üzerine babasını 18.5.2004 tarihinde vekillikten azlettiğini, vekilin azledildiğini bildiğini, babası B.annesi Müşrike aleyhine açtığı boşanma davasının reddedilmesi üzerine kendilerine zarar vermek amacıyla taşınmazı durumu bilen diğer davalı R.devrettiğini, yapılan satışın kötüniyetli ve geçersiz olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmış, davalı B. azilnamenin İstanbul'daki adresine değil, davacının annesi olan ve dava konusu taşınmazda oturan Müşrike'ye tebliğ edildiğini, tebliğin geçersiz olduğunu, diğer davalı ile aralarında herhangi bir ilişki olmadığını bildirip davanın reddini savunmuş, davalı R.ise yanıt vermemiştir.
Bilindiği üzere, Borçlar Kanununun temsil ve vekâlet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2. (Türk Borçlar Kanunu'nun 506/2.) maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekâlet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekâlet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ancak, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; davalı Bekir'in davacının babası olup, 30.9.2002 tarihinde İstanbul Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğü emrinde memur olarak göreve başladığı, eş ve çocuklarının ise Ankara'da kaldıkları, davacının Bekir'in yetkilerini 18.5.2004 tarihli azilname ile ortadan kaldırdığı, azilnamenin Bekir adına aynı konutta birlikte oturan eşi Müşrike tarafından tebliğ alındığı ve Tapu Sicil Müdürlüğüne de tebliğ edilmediği, ancak dinlenen tanıklardan B.. Y..'in beyanına göre Bekir'in azledildiğini 2008 yılının Kasım ayında öğrendiği, yine davalı Bekir'in 10.4.2006 tarihinde eşi Müşrike Yenilmez aleyhine Ankara 10. Aile Mahkemesinde açtığı boşanma davasının 15.10.2008 tarihinde reddedilerek 17.3.2009 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın ise 3.2.2009 tarihinde açıldığı ve dava dilekçesinin 17.2.2009 tarihinde Bekir'e tebliğ edildiği, davalı Bekir'in hem boşanma davasında hem de bu davada vekili olan Av. A. Ö. davalı Rahila'nın 17.2.2009 tarihinde vekâlet verdiği ve vekili aracılığı ile 23.2.2009 tarihinde davacıya taşınmazı boşaltması için ihtarname gönderdiği, Rahila'ya eldeki dava dilekçesi 6.5.2009 tarihinde tebliğ edildiği halde bu avukatın Rahila'yı bu davada temsil etmeyip sadece Bekir vekili olarak yargılamalara katıldığı, akitte taşınmazın değeri 86.000,00 TL olarak gösterildiği halde, davalı Bekir'in 2.12.2009 tarihli oturumdaki beyanında, taşınmazı 150.000,00 TL'ya sattığını, bunun 75.000,00 TL'sını peşin alıp, 75.000,00 TL'sını senede bağladığını, senede bağlanan kısmı da tahsil ettiğini, 75.000,00 TL'yı davacı oğluna ödediğini, kalan 75.000,00 TL'yı henüz ödemediğini bildirdiği, davacıya yapıldığı savunulan ödemenin ispatlanamadığı, nüfus kayıtlarına ve bizzat davalı Bekir'in beyanına göre, Bekir'in İstanbul'da Hatıra A.isimli bir kadınla yaşadığı ve bu kadından Sıla isimli bir kızının olduğu, davalı Rahila'nın facebook adresindeki takipçileri arasında Yenilmez soyadlı kişilerin bulunduğu, davacının iddiasına göre bu kişilerin davalı Bekir'in yeğenleri olduğu gibi olgular birlikte değerlendirildiğinde davalıların birbirlerini tanıdıkları ve davacıyı ve annesini zararlandırma kastı ile el ve işbirliği içinde hareket ettikleri, dolayısıyla vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı sonucuna varılmaktadır.
Kaldı ki, alıcı davalı Rahila vekilin azledildiğini bilmiyor bile olsa, taşınmazı görmeden almış, yargılama sürerken de mülkiyet hakkını korumaya yönelik herhangi bir dava açmamıştır.
Hâl böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2011 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 900.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenlerden alınmasına, 16.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi
Full & Egal Universal Law Academy