MAHKEMESİ : MARMARİS 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 02/07/2013
NUMARASI : 2012/574-2013/300
Taraflar arasında görülen tapu iptali-tescil ve bedelin iadesi davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekilince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, hata hukuksal nedenine dayalı tapu iptal-satıcı adına tescil ve bedelin tahsili isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacının, emlakçılık yapan dava dışı M. F.'un, dava dışı kişiye ait taşınmaz olduğu, malikin ihtiyaç nedeniyle taşınmazı satmak istediği gerçek değerinden daha ucuza alabileceği telkini üzerine kendisine gösterilen M. Mahalle 239. sokakta bulunan 47/2 kapı numaralı evi beğenerek almak istediğini, tapu işlemleri sırasında almak istediği ev değil de, kayden davalıya ait 877 parsel 4 numaralı bağımsız bölümün satıldığını, bu yanlışlığı emlak vergisini ödediği sırada öğrendiğini, satış işleminin geçersiz olduğunu ileri sürerek tapunun iptali ve ödediği bedelin tahsili isteği ile eldeki davayı açtığı, 877 parsel, 4 numaralı bağımsız bölümün 20.12.2011 tarihli akitle davalıya vekaleten M.F. E. tarafından davacıya satış suretiyle devredildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, Türk Borçlar Kanununda esaslı hatanın tanımı yapılmamış, 31. maddede sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf, yönünden (Subjektif unsur), hemde iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur.
Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri istiyebilir. Yeterki hatanın ileri sürülmesi T.B.K.nun M.K.nun 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın. Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne varki, T.B.K.nun 35. maddesinde öngörüldüğü gibi hatayı bilmiyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müsbet zararının ödenmesi gerekir.
Öte yandan, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hatanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde, sözleşmenin karşı tarafına yöneltilecek tek taraflı bir irade açıklaması ile bildirilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir. Ayrıca hatanın varlığı her türlü delille ispat edilebilir.
Somut olaya gelince, davacı, almak isteği Merkez mahalle 239. sokak 47/2 kapı numaralı daireyi aldığını düşünürken, satın almayı istemediği dava konusu taşınmazın kendisine devredildiğini iddia etmesine rağmen mahkemece, yukarıda değinilen ilkeler doğrultusunda herhangi bir araştırma yapılmamış, her iki taşınmazda keşif yapılarak özellikleri değerleri mevkileri birbirlerine uzaklıkları irdelenmemiştir.
Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda hata iddiasının incelenmesi, taraf delillerinin toplanması, dava konusu edilen ve satın alındığı düşünülen taşınmazlarda keşif yapılması, taşınmazların özelliklerinin, değerlerinin, birbirlerine yakınlıklarının tespit edilerek bilirkişilerce düzenlenecek rapora yansıtılması ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 31.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy