MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ: ECRİMİSİL
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, 2514 parsel sayılı taşınmazın 1/2 payının kesinleşen mahkeme kararı ile miras bırakanları ... adına tesciline karar verildiğini, ayrıca taşınmaz üzerindeki bina bedelinin 1/4'ünün tahsili ve ecrimisil istemiyle açtıkları davanın lehlerine sonuçlandığını, davalıların bedelsiz kullanımı sürmesi nedeniyle 6.875.TL ecrimisilin ve bina bedelinden daha önceki davada fazlaya ilişkin saklı tutulan hakları nedeniyle 13.125.TL nin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında 13.03.2013 tarihli dilekçe ile ecrimisil talebini ıslah etmişlerdir.
Davalılar, zamanaşımı itirazında bulunarak davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece; bina bedeli yönünden davanın kabulüne, ecrimisil isteği yönünden kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi ...’in raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davalıların temyiz itirazı yerinde değildir. Reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 2.241.02.-TL. bakiye onama harcının temyiz eden davalılardan alınmasına, 13.03.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
-KARŞI OY-
Davacılar vekili, 12.07.2010 havale tarihli dava dilekçesi ile davalılar aleyhine fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 11.07.2005-12.07.2010 tarihleri arasındaki 5 yıllık dönem için 6.875.00.-TL ecrimisilin ait oldukları dönem başlarından itibaren işleyecek yasal faizleriyle ve ayrıca 13.125.00.-TL bina bedelinin dava tarihli olan 05.05.2005 tarihinden itibaren işleyecek yasall faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi talebiyle dava açmıştır.
Dava dilekçesi, davalı ...'ye 11.08.2010 tarihinde, davalılar ...'e ve ...'e 16.08.2010 tarihinde tebliğ edilmiş, davalılar 23 Ağustos 2010 tarihli dilekçe ile vekilleri aracılığı ile davaya cevap vermişler ve tamamı davanın esasına cevap süresi içerisinde “zamanaşımı itirazında” bulunmuşlardır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 23.12.2009 günlü ve 2009/2-476, 2009/589 sayılı kararında da belirtildiği üzere zamanaşımı def'inin mahkemece ön hadise olarak çözümlenmesi, bu konuda olumlu ya da olumsuz karar verilmesi, bu yapılmadığı takdirde zamanaşımı def'inin nihai kararda değerlendirilmesi gerekir. Mahkemece, davacıların zamanaşımı def'i hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiştir.
Öte yandan, davacılar vekili, düzenlenen bilirkişi raporu doğrultusunda 13.09.2013 havale tarihli dilekçesi ile yargılamanın devamı sırasında yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesi doğrultusunda davanın belirsiz alacak davası olarak kabulü gerektiğini, taleplerini 88.073.00.-TL artırarak dava değerini 94.948.00.-TL'ye çıkardıklarını bildirmiş, hesaplanan ıslah harcını da aynı tarihte yatırmıştır. Davalılar vekili 18.03.2013 günlü dilekçe ile davanın belirsiz alacak davası olarak kabul edilmeyeceğini ileri sürmüş ve yine zamanaşımı def'inde bulunmuştur. Mahkemece, bu konuda da bir değerlendirme yapılmamıştır.
Aynı taşınmaz hakkıda aynı taleplerle .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/229 Esas sayılı dosyasında aynı davacılar tarafından yine aynı davalılar aleyhine 05.05.2005 gününde dava açılmış, fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmuş, mahkemece de bu yönde karar verilmiştir.
Dava tarihleri itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesi yürürlükte olmadığından dava belirsiz alacak davası olarak kabul edilemez. Diğer taraftan, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 133. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 140.) maddesi gereğince dava açılması zamanaşımını keser ise de; harcı yatırılıp, dava açılmadan hakkın saklı tutulması usûlüne uygun dava açıldığını göstermez.
Davalı tarafça, yasal süresi içerisinde bulunulan zamanaşımı def'ilerinin mahkemece değerlendirilip, buna göre inceleme yapılması ve karar verilmesi gerekirken bu hususların gözardı edilmesi usûl ve yasaya uygun değildir. Mahkeme kararının bu gerekçelerle bozulması gerekir. Aksine kararın onanması görüşüne karşıyım.
Full & Egal Universal Law Academy