MAHKEMESİ: İSTANBUL 17. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ: 02/07/2013
NUMARASI: 2009/329-2013/348
Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı ve davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ... raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkin olup, mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacı, kayden paydaşı olduğu 19084 parsel sayılı taşınmazdaki 4 ve 5 nolu daireleri davalının haksız kullandığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Davalı ise, dava konusu taşınmazda, dava dışı paydaşlarında olduğunu kullandığı bölümde davacının bir hakkını olmadığını, eşinin 19 yıl önce yükleniciden haricen satın aldığı bölümün ince işlerini yaptırmak suretiyle uzun yıllardır taşınmazı kullandıklarını belirterek davanın reddini savunmuş, yargılama sırasında taşınmazda pay edindiğini bildirmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 19084 parsel sayılı taşınmazda davacının ve dava dışı bir çok kişinin paydaş oldukları davalı Emel’in dava tarihi itibariyle kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının bulunmadığı, ancak taşınmazdaki binanın 4 nolu dairesini ve çatı arası bölümünü kullandığı Davalının dava konusu bölümleri bakımından haricen satın almaya dayalı muhtesatın aidiyetinin tespiti ve payın adına tescili isteği ile açtığı davayı takipsiz bıraktığı, İstanbul 2. Tüketici Mahkemesinin 23.12.2011 tarihli, 2011/844 esas, 2011/1203 karar sayılı ilamı ile davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği yargılama sırasında davalının çekişmeli taşınmazda 29.04.2011 tarihinde satış suretiyle 1/17 pay edindiği, böylece dava konusu 19084 parselde paydaş haline geldiği,anlaşılmaktadır. Bu durumda eldeki davanın paydaşın paydaş aleyhine açtığı dava şekline dönüştüğü ve Türk Medeni Kanununun 688 ve devam eden maddelerinde öngörülen hükümlerin gözetilmek suretiyle davanın çözüme kavuşturulması gerektiği açıktır.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 2l3, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şüyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " ahde vefa" kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir. Somut olaya gelince; yukarıda açıklanan ilke ve olguları kapsar biçimde hüküm kurmaya yeterli bir araştırma ve incelemenin yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca yukardaki ilkeler uyarınca öncelikle tüm paydaşlar arasında fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığının saptanması, fiili kullanma biçimi oluşmuş ise sonradan pay satın alan kişiyi bağlayabilmesi bakımından Türk Medeni Kanunu'nun 695. maddesi hükmü uyarınca tapuya şerh verilip verilmediğinin tespit edilmesi, fiili kullanma biçimi oluşmamış ise davacının çekişmesiz olarak kullandığı bir bölümün olup olmadığının açıklığa kavuşturulması ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Kabule göre de, davacının payına isabet eden ecrimisilin hüküm altına alınması yerine fazla ecrimisile karar verilmesi doğru olmadığı gibi, dava dilekçesinde faiz talebi olmadığı halde dönem sonlarından başlayacak şekilde hüküm altına alınan ecrimisile faiz tahakkukuna karar verilmesi de isabetsizdir.
Tarafların bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 17.4.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.