MAHKEMESİ : KORKUTELİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 10/07/2012
NUMARASI : 2011/159-2012/421
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, hata hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, resmi şekilde düzenlenen taksim sözleşmesinin aksinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacı ve davalı taraflar ile dava dışı mirasçıların bir araya gelerek 28.3.2011 tarihli resmi akitle mirasbırakanlarından intikal eden taşınmazları taksim ettikleri, bu paylaşıma göre davalıya bırakılan çekişme konusu 2159 ve 894 parsel sayılı taşınmazların davalı adına tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Davacılar, 2159 parsel sayılı taşınmazın davacılar Murat ve Süleyman adlarına; 894 parsel sayılı taşınmazın da davacı Fatma adına tescil edilmesi gerekirken yanlışlıkla davalı adına tescil edildiğini, kendilerine Tapu Müdürlüğü tarafından verilen tapu senedinde 3852 parsel sayılı taşınmazın mevkii olarak 'Bozyer' mevkisi yazıldığı için hataya düştüklerini, yaptıkları araştırmada kendilerine farklı bir mevkiden yer verildiğini anladıklarını, davalının sözü edilen hatalı durumu düzeltmeye yanaşmadığını, taksim sözleşmesinin bu taşınmazlar yönünden iradelerine uygun olmadığını, buna ilişkin olarak davalı dışındaki diğer mirasçılar tarafından 5.4.2011 tarihli belgenin düzenlendiğini belirterek 6.4.2011 tarihinde eldeki davayı açmışlardır.
Bilindiği üzere; sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, Türk Borçlar Kanununda esaslı hatanın tanımı yapılmamış, 31. maddede sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf, yönünden (Subjektif unsur), hemde iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur.
Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri istiyebilir. Yeterki hatanın ileri sürülmesi T.B.K.nun 34.ve M.K.nun 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın. Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne varki, T.B.K.nun 35. maddesinde öngörüldüğü gibi hatayı bilmiyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müsbet zararının ödenmesi gerekir.
Öte yandan, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hatanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde, sözleşmenin karşı tarafına yöneltilecek tek taraflı bir irade açıklaması ile bildirilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir. Ayrıca hatanın varlığı her türlü delille ispat edilebilir.
Somut olaya gelince, mahkemece, yukarıda değinilen ilkeler doğrultusunda hükme elverişli ve yeterli bir araştırma yapıldığını söyleyebilme imkanı bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda hata iddiasının incelenmesi, resmi akit sırasında davacıların hataya düşmesine sebep olan olguların ve iradelerinin fesada uğrayıp uğramadığının araştırılması, hata iddiasının her türlü delil ile kanıtlanabileceği gözetilerek bu doğrultuda tarafların sunacakları delillerin toplanması, dosyada mevcut diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Davacıların, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy