MAHKEMESİ : HADİM SULH HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 04/06/2014
NUMARASI : 2013/114-2014/137
Taraflar arasında görülen tapu kaydında düzeltim davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hâkimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, tapu kaydına yanlış yazılan kimlik bilgilerinin düzeltilmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davacı tarafın, talimatla dinlenecek olan tanıklara ilişkin gider avansını verilen kesin süre içerisinde yatırmadığı, bu hususun 6100 sayılı HMK'nın 114. maddesinde düzenlenen dava şartlarından olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacının, mirasbırakan babası Mustafa oğlu A.. Ö..'in kayden maliki olduğu çekişme konusu 53 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydında baba adının sehven “Mehmet” olarak yazıldığını, öte yandan 4 ve 177 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarında mirasbırakanın doğum tarihinin yanlış yazıldığını ileri sürerek, anılan kayıtların nüfus kayıtlarına uygun şekilde düzeltilmesi isteğiyle eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, 16.04.2014 tarihli celsede "Tanık M.. Ö.. ile tanık F.. Ş..'in dinlenmesi için Konya Sulh Hukuk Mahkemesine talimat yazılmasına, masrafın 2 haftalık süre içerisinde davacı vekilince karşılanmasına," şeklinde davacı tarafa süre verildiği; bir sonraki celsede ise davanın usulden reddine karar verildiği görülmektedir.
Hemen belirtilmelidir ki, davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bilindiği üzere bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlemesi için hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkca belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle 6100 sayılı HMK'nın 90. maddesinde açıkça belirtildiği gibi kanunun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltılıp çoğaltılamaz. Buna karşın, aynı yasanın 94.. maddesine göre hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim tayin ettiği süreyi, henüz süre dolmadan azaltıp çoğaltabileceği gibi, süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki,ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazan davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı ve tarafları uyarmalıdır.
Somut olayda, mahkemece 16.04.2014 tarihli celsede verilen sürenin yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda kesin olduğunu söyleyebilme imkanı bulunmamaktadır.
Öte yandan, 6100 sayılı HMK'nın 324. maddesinde delil ikamesi için avans düzenlemesine yer verilerek, avansın yatırılmaması halinde ancak, talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır.
Hâl böyle olunca, işin esasına girilerek, iddia ve savunma doğrultusunda tarafların tüm delillerinin toplanması, toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilmesi hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy