MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL, TAZMİNAT
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı ... vekili ile diğer davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 01.11.2016 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar ... vd. vekili Avukat ... ile temyiz edilenler vekili Avukat ... ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz eden davalı ... vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel isteğine ilişkindir.
Davacılar, mirasbırakan...'in maliki olduğu taşınmazlardan 25 parsel sayılı taşınmazdaki 2/3 payını ölünceye kadar bakma akdiyle davalı ...'ye temlik ettiğini, davalı ...'nin de geriye kalan 1/3 payı mirasbırakanın eşi Saim'den satın alarak taşınmazın tamamının maliki olduğunu, akabinde taşınmazın davalı ... tarafından çocukları olan diğer davalılar İsmail ve Suzan'a satış suretiyle devredildiğini, 1340 ve 2045 parsel sayılı taşınmazların ise davalı ...'ye verilen vekâletname ile el ve işbirliği içerisindeki diğer davalılara sırasıyla devredildiğini, anılan temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak yapıldığını ileri sürerek, 25 parsel sayılı taşınmazın 2/3 payı ile 1340 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının miras payları oranında iptal ve adlarına tesciline, bu istek kabul edilmediği takdirde taşınmazların bedellerinin davalılardan tahsiline, 2045 parsel sayılı taşınmaz bakımından ise miras payları oranında rayiç bedelin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, zamanaşımı itirazında bulunup iddiaların doğru olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, mirasbırakan...'in 07.12.1983 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak kendisinden sonra ölen kardeşi...'nın çocukları davacılar....ve.... ile davacıların kardeşleri olan dava dışı....e ve ....'in kaldığı, muris...in maliki olduğu 25 parsel sayılı taşınmazdaki 2/3 payını 29.01.1979 tarihinde ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile davalı ...'ye temlik ettiği, geriye kalan 1/3 payın murisin eşi... tarafından 08.09.1981 tarihinde davalı ...'ye satış suretiyle temlik edildiği, böylece davalı ...'nin taşınmazın tamamının maliki olduğu, akabinde davalı ... tarafından anılan taşınmazın intifa hakkını üzerinde tutarak kuru mülkiyetini 03.02.1988 tarihli satış akdiyle 1/2'şer pay olmak üzere çocukları olan davalı ... ve davalı ...'e satış suretiyle temlik edildiği; 1340 parsel sayılı taşınmazın tamamı mirasbırakan adına kayıtlı iken, davalılardan...'ye verilen 01.02.1983 tarihli vekâletname ile 03.02.1983 tarihinde davalı ...'ye satış suretiyle, davalı ... tarafından da 08.02.1984 tarihinde davalı ...'e satış suretiyle temlik edildiği; 2045 parsel sayılı taşınmazın tamamı muris adına kayıtlı iken davalı ...'ye verilen 16.11.1983 tarihli vekâletname ile 18.11.1983 tarihinde davalı ...'ye satış suretiyle, davalı ... tarafından da 08.02.1984 tarihinde davalı ...'e satış suretiyle, davalı ... tarafından da 14.11.2009 tarihinde dava dışı....'e satış suretiyle temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Davacılar, yapılan temliklerin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürüp eldeki davayı açmışlardır. Gerçekten de, 1340 ve 2045 sayılı parseller yönünden mirasbırakanın satış suretiyle davalılara yapmış olduğu temliklerin muvazaalı olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece bu olgu benimsenmek suretiyle 1340 ve 2045 sayılı parseller yönünden davanın kabul edilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Davalı tarafın, 25 parsel sayılı taşınmaza yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Bilindiği üzere, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) m. 611. maddesine göre ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir akittir. (818 s. Borçlar Kanununun (BK) m. 511). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer (TBK m. 614 (BK) m. 514)).
Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır (TBK m. 19 (BK m. 18)). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu hâlde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 1.4.1974 günlü ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Somut olayda; mirasbırakan ...'nın davalı ... ile bir süre birlikte yaşadıkları, mirasbırakanın ihtiyaçlarının davalı ... ve ailesi tarafından karşılandığı, akit öncesi ve sonrasında davalının sözleşme ile üstlendiği bakım görevini yerine getirdiği anlaşılmaktadır. Öyle ise, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde çekişme konusu bakım aktine konu olan pay yönünden miras bırakanın yapmış olduğu temlikin muvazaalı olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Hâl böyle olunca; çekişme konusu 25 parsel sayılı taşınmazdaki 2/3 pay yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Davalıların temyiz itirazları değinilen yön itibariyle yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 21.12.2015 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 1.350.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenlerden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 01.11.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy