MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVALILAR : ... V.D.
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 10.06.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı ... ve vekili Avukat ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilenler vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, ketmi verese ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, muvazaa iddiasının sabit olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden;davacının,... ve ....'den doğma olduğu, ....'in kızkardeşi alt soyu bulunmayan Eşe ve onun eşi ... tarafından 29.04.1975 tarihinde evlat edinildiği,çekişme konusu 112 ada 90 parsel sayılı taşınmazın 22.09.1994 tarihli kadastro sırasında senetsizden mirasbırakan ...'in eşi olan diğer mirasbırakan Eşe adına tespit edildiği,davacı tarafından muris Eşe aleyhine ... Kadastro Mahkemesinde açılan kadastro sırasında ketmi verese hukuksal nedenine dayalı tespite itiraz davasının 16.01.1997 tarih ve 1995/47 E., 1997/2 K. sayılı kararla keşif giderlerinin yatırılması için davacıya verilen kesin süreye uyulmaması nedeniyle davanın reddi ile tespit gibi tescille sonuçlandığı ve temyiz edilmeksizin 19.02.1997 tarihinde kesinleştiği, buna göre de sicil kaydının oluşturulduğu,muris Eşe'nin anılan taşınmazı eşi ...'in kardeşi ...'in damadı olan davalı ...'a 10.12.1998 tarihli satış aktiyle temlik
ettiği, ...'ın da 90 parsel sayılı taşınmazı 112 ada 107 ve 108 parsel olarak ifraz ettirerek 14.05.2003 tarihinde adına kaydettirip 108 parsel sayılı taşınmazı kayınvalidesi (...'in kardeşi ...'in eşi) olan diğer davalı ...'ye 28.05.2003 tarihli satış aktiyle devrettiği,1934 doğumlu muris ...'in 17.09.1984 tarihinde,1931 doğumlu muris Eşe'nin ise 25.10.2010 tarihinde öldüğü, geriye tek mirasçı olarak davacının kaldığı,davacının, çekişmeli taşınmazın mirasbırakanı ... ...'a ait iken kadastro sırasında diğer mirasbırakan Eşe adına tespit gördüğünü, bu durumda kendisine pay verilmediğini (ketmi verese edildiğini ),ayrıca 1984 yılında evlendiği eşi Süleyman ile evlenmesine karşı çıkan mirasbırakan Eşe'nin anılan taşınmazı mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak devrettiğini ileri sürerek tapu iptali ile adına tescil isteğiyle eldeki davayı açtığı,davalıların ise davalı ... tarafından 1.500,00 TL bedel ödenerek taşınmazın satın alıp kullanıldığını,kadastro tespiti sırasında davalı ...'ın kayınvalidesi olan diğer davalı ... adına yazılması gereken 90 parseldeki bir bölümün davacının murisi Eşe adına yazıldığından bu kısmın ifraz edilip davalı ...'ye devredildiğini,107 parselin ... ve 108 parselin ise ... tarafından kullanıldığını belirtip davanın reddini savundukları anlaşılmaktadır.
Dava dilekçesinde davacının, muris muvazaası hukuksal nedeni yanında ketmi verese hukuksal nedenine dayanarak dava açtığının da kabulü gerekmektedir.
Bir davada 11.04.1990 tarihi,1990/1-152-236 sayılı Hukuk Genel Kurulu Kararında da belirtildiği üzere birden fazla hukuki sebebe dayanılması olanaklıdır.Bu halde,mahkemece önem sırası dikkate alınmak suretiyle her bir hukuki sebep yönünden araştırma yapılması gerektiği yasal ve yargısal uygulamalar sonucudur.
Somut olayda, Mahkemece ketmi verese nedeniyle değil salt muris muvazaası nedeniyle tapu iptali davası incelenmiştir.
Gerçekten de, miras bırakan ...'in kadastro tespitinden sonra öldüğü ve tereke üzerinde mirasçıların M.K'nun 539. maddesi gereğince ölüm tarihinde hak sahibi oldukları, davaya konu (ifraz öncesi 90 parsel sayılı) taşınmazın kadastro tespitinin doğrudan diğer mirasbırakan Eşe adına yapıldığı ve kadastro tespitine karşı açılan davanın 16.01.1997 tarihinde kesinleştiği gözetildiğinde eldeki davanın açılış tarihi olan 08.06.2011 tarihine kadar 3402 Sayılı Kadastro Yasası'nın 12/3 maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşıldığına ve bu gerekçe ile sonucu itibariyle doğru olan ketmi verese hukuksal nedenine dayalı tapu iptali davasına yönelik ret kararında bir isabetsizlik bulunmadığına göre; davacı vekilinin ketmi verese hukuksal nedenine dayalı tapu iptali davasına yönelik temyiz itirazı yerinde değildir.Reddine.
Davacı vekilinin muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali davasına yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun 706., Türk Borçlar Kanunu'nun 237. (Borçlar Kanunu'nun 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; mirasbırakan Eşe'nin çekişmeli taşınmaz dışında maliki olduğu 111 ada 40 ve 112 ada 96 parsel sayılı taşınmazları kardeşi ... çocuğu .... 14.10.1999 tarihli satış aktiyle temlik ettiği, onun da taşınmazları davacıya 04.10.2010 tarihli satış aktiyle devrettiği, ortak tanık Şükrü'nün talimat yoluyla davacı tanığı olarak alınan 29.11.2011 tarihli ilk ifadesinde taşınmazı edinmesi bakımından davalının maddi gücünün bulunmadığı ve taşınmazın devrinin bedelsiz olduğunu,murisin mirasçısından mal kaçırmak amacıyla temlikin gerçekleştirildiğini, taşınmazı ölünceye kadar murisin kullandığını belirtmesine karşın mahkemece 09.05.2012 tarihli yapılan keşifte davalı tanığı olarak yeniden dinlenerek bu kez ilk beyanının aksine beyanda bulunduğu ve mahkemece bu keşifte alınan davalı tanık beyanları hükme esas alınarak davanın reddi cihetine gidildiği görülmektedir.Bir başka ifadeyle talimat yoluyla ifadesine başvurulan Şükrü'nün ve davacı tanıklar beyanlarına itibar edilmeyerek miras bırakanın temlikinin muvazaalı olmadığı kabul edilmiştir. Mahkemece davacı tanık anlatımlarına neden itibar edilmediği veya davalı tanık beyanlarına neden değer verildiği çözümlenip tartışılmamıştır.
Ancak, ortak tanık Şükrü her iki ifadesinde de kendisine muris tarafından yapılan temlikin bedelsiz olarak gerçekleştirildiğini bildirmiştir.
Esasen, davalı tanıklarının, miras bırakan Eşe ile davacının görüşmedikleri ve muris tarafından davacı ile evlatlık ilişkisinin ortadan kaldırılması amacıyla açtığı ve red ile sonuçlanan dava bulunduğuna dair beyanları, davalı ...'ın mirasbırakan Eşe'nin kocası ...'in kardeşi ...'in damadı olduğu, murisin temlik tarihi olan 10.12.1998 tarihinden sonra 14.10.1999 tarihinde kalan iki taşınmazını da bedelsiz olarak kardeşi İbrahim'in çocuğu ... devrettiği gerçekleri karşısında temlikin bedelsiz ve muvazaalı olduğu, bir başka anlatımla davacıdan mal kaçırmanın amaçlandığı sonucuna varılmaktadır.112 ada 108 parselin son kayıt maliki davalı ...'nin, miras bırakanın kocası ...'in kardeşi ...'in eşi; bayii ...'ın ise kayınvalidesi olup muvazaalı işlemi bilen kişi konumunda bulunduğu ve Türk Medeni Kanununun 1023. maddesi koruyuculuğundan istifade edemeyeceği de açıktır. Kaldı ki davalı ... taşınmazı satın aldığını ve bedel ödediğini de iddia etmemiştir.
Açıklanan bu olgular yukarıda değinilen ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde miras bırakan Eşe tarafından yapılan temlikin evlat edindiği davacı mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu sonucuna varılmaktadır.
Hâl böyle olunca,çekişme konusu 112 ada 107 ve 108 parsel sayılı taşınmazlar hakkında muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı açılan tapu iptali ile tescil davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek davanın reddedilmiş olması doğru değildir.
Davacı vekilinin bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.100.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenlerden alınmasına, 03.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy