MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptal ve miras payı oranında tescil isteğine ilişkindir.
Davacılar, miras bırakanları ...'in 01/05/2011 tarihinde öldüğünü, ölmeden önceki son üç ay tedavi gördüğünü, miras bırakanları ...'nin maliki olduğu 3 ve 7 sayılı parsellerin tamamını mirasçıların mal kaçırmak amacıyla oğlu olan davalı ...'e, 8 ve 9 sayılı parsellerin ½ payını ise oğlu ...in eşi olan davalı ...'e görünürde ölünceye kadar bakma akdiyle devir ettiğini, yine muris ...'in herhangi bir neden olmaksızın maliki olduğu 12 sayılı parselin ½ payını da kardeşinin oğlu olan davalı ...'a satış suretiyle temlik ettiğini, muris ...nin hem yaşlılık aylığı, hem de ...'dan özürlü bakım aylığı aldığını, murisin Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden alınmış %87 oranında özürlülük raporunun bulunduğunu, murisin akli melekelerinin yerinde olup olmadığı hususu araştırılmadan davaya konu temliklerin yapıldığını, temliklerin ehliyetsizlik ve muvazaa nedenleriyle geçersiz olduğunu ileri sürerek davalılar adına olan çekişme konusu 3,7, 8, 9 ve 12 sayılı parsellerin tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini istemişlerdir.
Fer'i Müdahil ... muris ...'nin beyin kanaması neticesinde felç geçirdiğini ve bir müddet sonra öldüğünü, murisin mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla çekişmeli taşınmazları oğlu ...'e, ...'in eşi olan ...'e ve ...'in kardeşi olan ...'a temlik ettiğini, %87 oranında özürlü olan murisin yaptığı temliklerin muvazaa nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek davacıların yanında davaya katılmak istemiştir.
Davalı ..., usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemiş, yargılama aşamasında; muris...'nin 21 yıldır yanlarında yaşadığını, murisin çekişmeli 8 ve 9 sayılı parselleri bakım karşılığında kendisine devrettiğini ve murise karşı bakım borcunu yerine getirdiğini, davacıların ise muris ile ilgilenmediğini, temlikin geçerli olduğunu bildirip davanın reddini savunmuştur.
Davalı ..., usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemiş, yargılama aşamasında; muris...'nin 3 ve 7 sayılı parselleri bakım karşılığında kendisine devrettiğini ve murise karşı bakım borcunu yerine getirdiğini, davacıların ise muris ile ilgilenmediğini, temlikin geçerli olduğunu bildirip davanın reddini savunmuştur.
Davalı ..., usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemiş, yargılama aşamasında; çekişmeli 12 sayılı parselin ½ payını bedeli karşılığında halası olan muris...'den satın aldığını, satış bedelini davacı ... aracılığı ile murise ödediğini, temlik tarihinde murisin akıl ve ruh sağlığının yerinde olduğunu, murisin rahatsızlıklarının zihinsel değil fiziksel olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, temlik tarihinde murisin fiil ehliyetine sahip olduğu, ancak temliklerin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile çekişme konusu 3,7,8,9 ve 12 sayılı parsellerde davalılar adına olan payların iptali ile muris ...'in mirasçıları adına miras payları oranında tesciline karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacılar ile davalı ...'in ve fer'i müdahil ...'nin muris...'nin yasal mirasçısı olduğu, dava dışı mirasçı bulunduğu, diğer davalılar Yaşar ve davalı ...'in eşi ...'in ise kardeş olup mirasçılık sıfatlarının bulunmadığı, muris tarafından çekişmeli 12 sayılı parselin ½ payının davalı ...'a 21/08/2009 tarihinde satış yoluyla, çekişmeli 3 ve 7 sayılı parsellerin davalı ...'e 13/11/2009 tarihinde ölünceye kadar bakım akdiyle, 8 ve 9 sayılı parsellerin ½ payının davalı ...'e 11/08/2010 tarihinde ölünceye kadar bakım akdiyle devir edildiği, murisin ise 01/05/2011 tarihinde öldüğü, ölmeden önce muris hakkında Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından 25/08/2010 tarihinde % 87 oranında özürlü olduğuna ilişkin sağlık kurulu raporu verildiği kayden sabittir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.4.1990 gün ve 1990/1–152, 1990/236 sayılı kararında vurgulandığı gibi, davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur. Hukuki sebeplerden bir tanesinin diğer hukuki sebebin incelenmesine olanak verir niteliği bulunduğu sürece önem ve lüzum derecesine göre birden fazla hukuki sebep aynı davada inceleme ve araştırma konusu yapılabilir.
Ne var ki; dayanılan nedenlerden birinin ehliyetsizlik olması halinde kamu düzeniyle ilgili bulunması ve ehliyetsizliğin saptanması halinde öteki nedenlerin incelenme gereğinin ortadan kalkacağı hususları dikkate alındığında öncelikle bu neden üzerinde durulması gerektiği kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. Maddesi, şahsın hak elde edebilmesini, borç (yükümlülük) altına girebilmesini, fiil ehliyetine bağlanmış, 10. maddesi de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek, aynı yasanın 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
TMK'nin 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke 11.6.1941 tarih 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir.
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında; bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve malvarlığı hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar.
Bu durumda, tarafların gösterdikleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta gözlem (müşahede) kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 282. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye, eylem ve işleme göre değişmesi nedeniyle bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle ... Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen TMK'nin 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Ne var ki, mahkemece ehliyetsizlik iddiası bakımından yukarıda değinilen ilkeler uyarınca bir araştırma yapılmış değildir.
Şöyle ki, ehliyetsizlik gibi ciddi bir iddia karşısında murisin temlik tarihlerinde ehliyetli olup olmadığı hususunda ... Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınması gerekirken hatalı değerlendirme ile Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin görüş şeklindeki cevabi yazısına dayanılması hatalıdır.
Öte yandan, murisin temlik tarihlerinde ehliyetli olduğunun saptanması halinde dayanılan muris muvazaasının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Hâl böyle olunca, hukuki ehliyetsizliğin kamu düzeni ile ilgili olduğu gözetilerek önemine binaen öncelikle incelenmesi, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, temlik tarihinde miras bırakanın ehliyetli olup olmadığı yönünde ... Kurumu 4. İhtisas Dairesi'nden rapor alınması, murisin ehliyetli olmadığının anlaşılması halinde; davalılar ... ve ...'in mirasçı olmadıkları ve miras payı yönünden tescil talebinde bulunduğu gözetilerek haklarında açılan davanın reddedilmesi, mirasçı konumunda bulunan davalı ... yönünden ise davacıların miras payı oranında iptal ve tescile karar verilmesi, murisin ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde muris muvazaası hukuksal nedeni üzerinde durulması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Öte yandan, mirasçılardan ...'in 05/09/2011 tarihli dilekçesi ile temliklerin ehliyetsizlik ve muvazaa nedenleriyle geçersiz olduğunu ileri sürerek davacılar yanında davaya katılmasına karar verilmesini istediği, Mahkemece ...'in '' asli müdahil '' sıfatıyla davaya dahil edildiği, ancak bilindiği üzere 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 65. maddesi ve yerleşik yargıtay içtihatlarında, açılan bir davada dava konusu edilen şey hakkında tarafların dışında hak iddia ederek o şeyin kendisine ait olduğunu ileri süren ve harcını yatırmak suretiyle davaya dahil olan kimse, asli müdahil olarak nitelendirildiği, bir başka ifade ile asli müdahalenin, dava konusuyla bağlantılı olarak tarafların dışında müstakil hak arama durumu olduğu, ne var ki, ...'nin dilekçesinden anlaşılacağı üzere usulüne uygun bir asli müdahale talebinden söz edilemeyeceği, aslında ...'nin davacıların yanında '' fer'i müdahale '' talebinde bulunduğu, hal böyle olunca ... adına miras payı oranında tescile karar verilemeyeceği gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
Davalıların temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 02.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy