(1086 S. K. m. 440, 442)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı Konya 2. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 04.04.2013 gün ve 2011/681-Esas-2013/241-Karar sayılı hükmün Bozulmasına ilişkin olan 4.11.2013 gün ve 12276-15054 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davacılar vekili tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar ve Sonuç: Karar düzeltme dilekçesinde yazılı nedenler HUMK.'nun 440. maddesinde gösterilen dört halden hiçbirine uymamaktadır. Bu nedenle, 6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi yollamasıyla karar düzeltme isteğinin REDDİNE, davacılardan usulün 442/3. maddesi ve 4421 sayılı Yasa gereğince takdiren 226.00'şar.-TL para cezası ile 52.40.-TL red harcının alınarak Hazineye gelir kaydına, 26.06.2014 tarihinde oyçokluğuyla, karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Davacılar, miras bırakan babaları İ. K.ın maliki olduğu 18 102,77m2 yüzölçümlü tarla niteliğindeki taşınmazını aynı konutta birlikte oturdukları tek erkek evladının eşi olan gelini H.ye, kızlarından mal kaçırmak amacıyla satış gösterilmek suretiyle devredildiğini, temlikin bedelsiz ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.
Davalı, 5 Mayıs 1989 tarihli mehir senedinde belirtilen Harmancık mevkiindeki 18 dekar tarlanın dava konusu tarla olup mehir senedindeki bağış vaadine dayalı olarak ve 1991 yılında emaneten aldığı 150-180 gram altının karşılığı dava konusu taşınmazı miras Bırakanın 1999 yılında devrettiğini, mal kaçırma kastının bulunmadığını savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar, davalının temyizi üzerine, Dairece .. Mehri müeccel ileriye yönelik bir bağışlama vaadidir.
TBKnun 288. (BK 238.) maddesinde düzenlenmiş bağışlama vaadidir. Bağışlama vaadinin geçerliliği, yazılı olma koşuluna bağlıdır. Esasen sicil kaydı da (mülkiyet) davalıya intikal ettirilmiştir
anılan belgeye değer verileceği kuşkusuzdur
davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir. gerekçesiyle bozulmuştur.
Bilindiği üzere; irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, hukukumuzda, Türk Borçlar Kanununun 19. (BK. 18.) maddesinde düzenlenmiş, anılan madde de Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. hükmüne yer verilmiştir.
Muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan görünüş yaratmak konusunda anlaşmalarıdır. Muvazaada gizli işlem şekle bağlıysa ve bu gizli işleme ilişkin irade açıklamaları şekle uygun yapılmamışsa, görünüşteki işlem yapılırken yasaların öngördüğü şekle uyulmuş olması, gizli işlemdeki şekle aykırılığı gidermez. Bu durumda, görünüşteki işlem tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığından sonuç doğurmayacağı gibi, gizli işlem de şekle aykırılıktan dolayı geçersizdir.
Muris muvazaası davalarında, miras bırakanın temlik yapmaktaki gerçek irade ve amacının ortaya çıkarılması esastır.
Somut olayda; miras bırakanın maliki olduğu 31 (eski 1669) parsel sayılı 18 102,77m2 miktarlı tarla niteliğindeki taşınmazını 23.11.1999 tarihinde gelini H. K.a 250.000.000 (250,00) TL bedele satış suretiyle devrettiği sabittir.
Davalı cevap dilekçesinde, savunmasını iki nedene dayandırmıştır. İlki, 05 Mayıs 1989 tarihli mehir senedi ile miras bırakanın dava konusu taşınmazı bağışlama vaadinde bulunduğu, temlikin bu nedenle yapıldığına ilişkindir. Davacılar, davalının bu savunması ile görünürde satış şeklinde yapılan temlikin, gerçekte bağış olduğunun ikrar edildiğini ve muvazaa iddialarının kanıtlandığını ileri sürmüşlerdir.
Türk Borçlar Kanunun da, bağışlama sözü verme, aynı kanunun 288/2. (BK 238/2) maddesin de Bir taşınmazın veya taşınmaz üzerindeki ayni hakkın bağışlanması sözü vermenin geçerliliği, ancak resmi şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. şeklinde düzenlenmiş, TBKnun 288/3. (238/3.) maddesin de ise Şekle uyulmaması sebebiyle geçersiz olan bağışlama sözü verme, bağışlayan tarafından yerine getirildiğinde, elden bağışlama hükmündedir. Ancak, geçerliliği resmi şekle bağlanmış olan bağışlamalar da bu hüküm uygulanmaz. hükmüne yer verilmiştir.
Bağışlama sözünün (vaadi) verildiği ileri sürülen 05 mayıs 1989 tarihli, adi nitelikli yazılı fotokopi belgede, davalının eşi M. E. K. ile birlikte miras bırakan İ. K.ın adı borçlu olarak yer almakla birlikte imzası görülmemektedir, bozma ilamında geçerli kabul edilen bu fotokopi belgenin aslı da dosyaya bulunmadığından belge denetlenememektedir.
Öte yandan, Türk Medeni kanunun 6 ve 6100 sayılı HMKnun 190 maddesine göre davalı, miras bırakanın dava konusu temliki, bu adi yazılı belgeye dayalı bağış vaadiyle yaptığını ispatlamalıdır.
Oysa, fotokopi belgede ismi ve imzası bulunana davalının babası Ş. D. ..davalı kızına düğünde takılan 5 bilezik ve küçük altınların kayınpederi İ. tarafından alınıp ortak ihtiyaçlara kullanıldığını, bunun karşılığında dava konusu tarlanın davalı kızı ve damadına ortak olarak verildiğini, altınlar karşılığında tarlanın temlik edildiğini, İ.in ölümünden sonra mal paylaşımı sırasında bu durumun ortaya çıktığını beyan etmiş, davalının eşi M. E. K. tanık sıfatıyla beyanında ..annesine ait taşınmazlara geçit hakkı kurulması için açılan davada ödenecek geçit hakkı bedeli için eşi davalıya ait her biri 25-30 gram ağırlığında olan beş adet bileziğin borç olarak verildiğini, borç karşılığı dava konusu taşınmazın miras bırakan tarafından devredildiğini, miras bırakanın emekli olup tarla gelirinin bulunduğunu, davacıların davadan vazgeçmeleri halinde terekede bulunan beş dönümlük yerden miras payını almayacağını bildirmiş, davacıların annesi davalının kayınvalidesi H. beyanında .. geçit hakkı bedeli için miras bırakan eşinin davalının beş bileziğini aldığını ve bunların karşılı olarak tarlanın verildiğini, davacıların bu davadan vazgeçmeleri halinde terekede bulunan beş dönümlük tarladan miras payını almayacağını beyan etmiştir. Her üç davalı tanığının mehir senedi ve bağış vaadinden söz etmemiş olmaları karşısında, miras bırakanın bu amaçla temliki yaptığı savunması kanıtlanamamıştır.
Öte yandan, davalı vekili 06.06.2013 tarihli temyiz dilekçesinin, 3.2 paragrafında Muris ile davalı arasında gerçekleşen satış işleminin dayanağı bahsi geçen mehir senedi olamamakla birlik
şeklindeki beyanı karşısında da, dava konusu temlikin mehir belgesindeki bağış vaadine dayalı olarak yapıldığının kabulüne olanak yoktur, bu nedenle sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
Davalı ikinci olarak, 1991 yılında geçit hakkı bedelinin ödenmesi için miras bırakana verilen 150-180 gram civarındaki altınlar karşılığı temlikin yapıldığını savunmuştur.
Dosyada bulunan tapu kayıtlarından, miras bırakanın eşi davacıların annesi H.nin (10028/17645) paydaşı olduğu Harmancık köyü 37364 ada 1 parsel lehine aynı yer 1279 parselden (84) m2, 1281 parselden (50,26) m2 ve H.nin tam pay sahibi olduğu 37364 ada 5 parsel sayılı taşınmaz lehine 1281 parsel sayılı taşınmazdan (50,26) m2 alandan 11.05.1993 tarihinde geçit hakkı tesis edildiği saptanmıştır. Buna göre, tanıkların ifade ettiği altınların, H. K.ın taşınmazları lehine tesis edilen geçit hakkının bedeli için verildiği, miras bırakanla ilgisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Çekişme konusu taşınmaz 23.11.1999 tarihin de 250,00TL (250.000.000TL) bedelle temlik edilmiş olup keşif sonucu bilirkişi kurulunca taşınmazın ayni tarihteki gerçek değerinin 18.628,66 TL olduğu belirlenmiştir. Taşınmazın satış bedeli karşılığı olduğu ileri sürülen 180 gram altının 1991 yılında en düşük bedelinin 6,69 TL, en yüksek bedelinin 10,85 TL olduğu tespit edilmiştir.
Davacı tanıkları, miras bırakanın kendisine ait evde davalı gelini H., oğlu M. E. ile birlikte oturduğunu, sigortası, emekli maaşı ve iki tarlasından gelirinin bulunduğunu, ölene kadar tarlayı kiraya verdiğini, paraya ihtiyacı olmadığını, oğlu M. E.i çok sevdiğini davacı kızları ile oğlu arasında ayrım yaptığını, bütün mallarını oğlu için sattığını, M. E.in düzenli çalışmadığını, miras bırakanın ölümünden sonra dava konusu taşınmazın devrinin duyulduğunu beyan etmişlerdir.
Açıklanan ilkeler, belirtilen maddi olgular ve deliller birlikte değerlendirildiğinde; miras bırakanın birlikte yaşadığı tek erkek evladı olan M. E.in eşi davalı gelini H.ye yaptığı temlikin, kız çocuklarından mal kaçırma ve dava dışı oğluna mal kazandırmaya yönelik olduğu, resmi şekilde yapılmayan taşınmaz bağış vaadine (sözüne) hukuken değer verilemeyeceği gibi davalı vekilinin 06.06.2013 tarihli yazılı beyanı, belirtilen davalı tanık beyanlarına göre de temlikin mehir senedindeki bağış vaadinin yerine getirilmesine yönelik yapıldığının kabulüne olanak yoktur. Ayrıca, geçit hakkının davalının kayınvalidesi H.nin taşınmazları lehine tesis edildiği bu nedenle de geçit hakkı bedeli için borç verildiği belirtilen beş bileziğin miras bırakanla bir ilgisinin olmadığı, temlik tarihinde taşınmazın gerçek değerinin (18.628.66TL), resmi senette gösterilen (250.00TL) bedelden ve 180 gram altının (6.69 -10.85 TL) değerinden çok daha fazla olduğu, değerler arasında fahiş fark bulunduğu, taşınmaz kiralarını ölünceye kadar miras bırakanın aldığı, temlikin ölümden sonra duyulduğu, miras bırakanın mal satmaya ihtiyacı olamadığı gibi davalının alım gücünün de olmadığı gözetildiğinde taşınmazın bedelsiz ve muvazaalı olarak devredildiği açıktır.
Belirtilen bu nedenlerle; karar düzeltme talebinin kabulü, Dairenin bozma kararının kaldırılarak mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy