MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki davadan dolayı ... Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 29.01.2013 gün ve 2010/7E-2013/16K sayılı hükmün bozulmasına dair 11.09.2013 gün ve 2013/13213E-2013/12361K sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davacı vekili tarafından istenilmiş olmakla, tetkik hakimi ...'nin raporu okundu, düşüncesi alındı dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir
Davacı; temliki işlemlerin mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı biçimde gerçekleştirildiğini ileri sürerek eldeki davayı açmış; davalı ise mirasbırakanın tüm mirasçılarına taşınmazlar verdiğini, paylaştırma amacıyla hareket ettiğini, muvazaa bulunmadığını savunmuştur.
Mahkemece, temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı muvazaalı yapıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dairece “mirasbırakan baba ... tarafından davalıya satış yoluyla temlik edilen 407 parsele ilişkin temyiz itirazlarının reddine, 303 parsel yönünden ise ; miras bırakan ...'nin 303 parseldeki çekişme konusu 8173/8183 oranındaki payını davalıya, dava dışı zeytinlik niteliğindeki 1059 parsel sayılı taşımazını 15.2.2007 tarihinde, yine diğer muris ...'tan intikal eden 406 parseldeki miras payını 10.11.2004 tarihinde davacıya satış suretiyle temlik ettiği, mirasbırakanın gerçek iradesinin sağlığında hak dengesini gözeterek, kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmak olduğu, mal kaçırma iradesinin bulunmadığı anlaşıldığından 303 parsel sayılı taşınmaz yönünden açılan davanın reddine karar verilmesi” gereğine değinilerek bozulmuştur.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 407 parsel sayılı taşınmazın 7.11.1983 tarihinde tarafların babası olan muris ... tarafından, çekişme konusu 303 parseldeki 8173/8183 payın ise 17.12.1984 tarihinde tarafların annesi olan diğer muris ... tarafından satış suretiyle davalıya temlik edildiği, muris ...'ın 26.3.1997 tarihinde, diğer muris anne ...'nin ise 3.3.2009 tarihinde öldükleri ve mirasçıları olarak çocukları davacı ... ile davalı ...'nın kaldığı , muris ...'nin dava dışı 1813 parseli davalının eşi Sezai Gönence'ye satış yoluyla temlik ettiği, davacı tarafından temlikin muvazaalı olduğu iddiasıyla açılan davanın ... AHM'nin 2010/8-2010/349 sayılı kararıyla kabul edildiği, temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği, yine ...'nin eldeki dosyadan tefrik edilen 16.794m2 yüzölçümlü 395 parseli davalıya 2.2.1983'de bağışladığı, 406 parseldeki 2/8 payını ve 1059 parselin tamamını ise davacıya satış yoluyla temlik ettiği, ev ve arsa nitelikli 386m2 yüzölçümlü 1814 parselin halen ... adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (nitelikli-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve l.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere; görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de 4721 s. Türk Medeni Kanununun 706, 6098 s. Türk Borçlar Kanununun 237 (818 s. Borçlar Kanunun 213) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki kişisel ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Somut uyuşmazlıkta, mirasbırakanın tüm mirasçılarına ayrı ayrı taşınmaz temlik ettiği anlaşıldığı halde mahkemece, davacıya temlik edilen dava dışı 406 parselin temlik ve dava tarihindeki değeri tespit ettirilmemiş, miras bırakanın hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde paylaştırma yapıp yapmadığı üzerinde durulmamıştır.
Hal böyle olunca, mirasbırakan ...'den tüm mirasçılarına intikal eden taşınır taşınmaz mallar ve haklar araştırılmalı, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgeler mercilerinden getirtilmeli her bir mirasçıya nakledilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınmalı, eldeki dosyadan ayrılan 395 parsele ilişkin davada gözetilerek yukarıda değinilen anlamda bir paylaştırma kastının bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturulmalı, oluşacak sonuca göre karar verilmelidir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Dairece maddi yanılgıya dayalı olarak 303 parsele yönelik davanın reddine karar verilmesi yönünde kesin bozma yapılmıştır. Anılan bu husus karar düzeltme isteği üzerine yeniden yapılan inceleme sonucu anlaşıldığından, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK.'nun 440. maddesi gereğince kabulüyle, Dairenin 11.09.2013 gün ve 2013/13213E-2013/12361K sayılı bozma kararının açıklanan nedenlerden dolayı ortadan kaldırılmasına, yerel mahkemenin 29.01.2013 gün ve 2010/7E-2013/16K sayılı hükmünün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 09.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.