...
Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi, ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'nin raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Davacı, paydaşı olduğu 798 parsel sayılı taşınmazı eşi öldükten sonra oğulları olan davalılara gelirini kendisine vermeleri koşuluyla kullanmalarına onay verdiğini ancak, davalıların taşınmazı işlemeye başladıktan sonra gelirinden faydalandırmadıklarını, kira ödemeleri ya da yeri terketmelerini istediği hâlde, karşılık alamadığını ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2005 yılından dava tarihine kadar ki dönem için toplam 10.000-TL (ıslahla 58.000-TL) ecrimisile karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, taşınmazı haksız olarak kullanmadıklarını, icar sözleşmesi düzenlediklerini, davacıya kira ödediklerini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar Dairece; “Somut olayda, davacının başlangıçta 10.000-TL ecirimisil isteğinde bulunduğu, bozma sonrasında davasını usûlüne uygun yöntemle ıslah etmediği; sadece bilirkişi tarafından belirlenen ecrimisil tutarı üzerinden harç yatırmış olmasının davasını ıslah ettiği şeklinde değerlendirilemeyeceği açıktır. Hâl böyle olunca, davanın usulüne uygun olarak ıslah edilmediği gözetilerek dava dilekçesinde gösterilen 10.000-TL ecrimisil tutarı üzerinden hüküm kurulması gerekirken, 58.000-TL üzerinden karar verilmiş olması doğru değildir...” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada davacının 29.05.2015 tarihli ıslah dilekçesi üzerine 58.000-TL ecrimisile karar verilmiştir.
Bilindiği üzere, HUMK'nun 87. maddesinin son cümlesinde “müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez” hükmü Anayasa Mahkemesinin Resmi Gazetenin 04.11.2000 tarihli nüshasında yayınlanan 20.07.1999 tarih 1999/1 Esas, 1999/33 Karar sayılı kararı ile dava açıldıktan sonra davacının müddeabihi “Islah” yoluyla artırılmasını önleyen bu kural bir hakkın elde edilmesini zorlaştırdığından ve itiraz konusu kural ikinci kez dava açmaya zorlaması nedeniyle Anayasa'nın Hukuk Devleti ilkesine ve hak arama özgürlüğünü kısıtlandığından, Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
./..
Islah, taraflardan birinin yapmış olduğu bir usûl işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir. Islah tahkikata tabi davalarda tahkikat bitinceye kadar ve tahkikata tabi olmayan davalarda ise yargılama bitimine kadar yapılabilir.
Yargıtayın 4.2.1948 tarih ve 10/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ıslah, soruşturma ve yargılama bitinceye kadar yapılabilir, Yargıtay'ca karar bozulduktan sonra hüküm mahkemesince yeni tahkikat sırasında ıslah yapılmasına olanak yoktur. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177/1. maddesi de aynı doğrultuda ıslahın, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği hükmünü içermektedir. Bozmadan sonra ıslahın olanaklı olduğuna dair açık ya da örtülü bir hüküm de yasada yer almamaktadır.
Hâl böyle olunca, bozma kararından sonra ileri sürülen ıslah isteğinin reddedilmesi ve dava dilekçesindeki istekle bağlı kalınarak karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı biçimde karar verilmiş olması isabetsizdir.
Davalılar vekilinin temyiz itirazları değinilen yön itibariyle yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.09.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.