MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılardan ... tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'nın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil siteğine ilişkindir.
Davacı, mirasbırakana ait ....Köyündeki 996,1011,1012,1019,1043,1057,1059 sayılı parseller ve ... Köyündeki 102 ada 17,19,21 parseller ile ... köyü 571 parsel sayılı taşınmazların intikal ve rızai taksim işlemlerinin yapılması için davalı ... ve ...'i tüm mirasçılar olarak vekil tayin ettiklerini, her taşınmazda 1/2 oranında miras payı olmasına rağmen vekillerin el ve işbirliği içinde hareket ederek kendisini zararlandırmak amacıyla paylaşım yapıldığını ileri sürerek, tüm taşınmazlar yönünden tapu iptali ile 1/2 şer pay olarak adına tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, iddiaların sabit olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; mirasbırakan ...'in 20.3.1982 tarihinde öldüğü, mirasçı olarak davacı kızı ile oğlu ...'in kaldığı, sonrasında ...'in de ölümü ile davalı .......'in kaldığı, 25.2.2010 tarihinde noterde düzenlenen vekaletname ile davacının, muristen gelen taşınmazların intikal, satış, dilediği şekilde taksim, ifraz vb yetkilerle davalı ...'ı, 26.2.2010 düzenleme tarihli vekaletname ile de davalı mirasçıların aynı yetkilerle davalı ...'i vekil tayin ettikleri, 17,19 ve 21 parseller haricindeki diğer çekişme konusu taşınmazların miras paylarına göre tapuda intikal işlemleri yapıldıktan sonra 11.5.2010 tarihli resmi akit ile anılan vekiller tarafından yapılan taksim suretiyle 996 ve 1011 sayılı parsellerin davalı ... adına, 1012 ve 1059 parsellerin 1/2 şer pay olarak davacı ve davalı ... adına, 1019 parselin davalı mirasçılar adına, 1043 parselin davalı ... adına, 1057 parselin davalılar ... ve ... adına 1/2 şer pay olarak, 571 parselin davacı adına tescil ettirildiği anlaşılmaktadır.
Ayrıca, çekişme konusu 17,19 ve 21 parseller ile dava dışı 20 parsel sayılı taşınmazların öncesinde muris ...'nın zilyetliğini devretmiş olması nedeniyle kadastro çalışmasında 17,19 ve 20 parsellerin murisin oğlu ... adına, dava dışı 20 parselin ise davacı adına tespit edildiği görülmektedir.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 sayılı Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK'nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; davacı yargılama sırasında dava dışı 20 parsel ile çekişme konusu 17,19 ve 21 parsellerin haricen taksim edildiğini belirtip üç adet taşınmaz hakkındaki davadan feragat etmiş, ayrıca 571, 1012 ve 1059 parseller yönündende maddi hata sonucu dava dilekçesine yazıldığını ve takip etmek istemediğini belirtmiş, davalı tarafda bir itirazda bulunmamıştır.
Diğer taraftan, her ne kadar mahkemece keşif yapılmış ve bir kısım taşınmazların değeri belirlenmiş ise de; öncesinde muris ...'ya ait olup mirasçılar adına sicil kaydı oluşan tüm taşınmazların değerinin belirlenip oranlama yapılmamış, murisin ölümünden sonra taşınmazların kimlerin tasarrufunda olduğu araştırılmamış ve zararlandırma unsuru üzerinde durulmadan sonuca gidilmiştir.
Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması, toplanan ve toplanacak deliller ile değinilen somut olguların birlikte değerlendirilerek tarafların gerçek iradesi ve zararlandırma unsuru üzerinde özenle durulması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturmayla yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davalılar ...'ın temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 15.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy