MAHKEMESİ: ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
Davacılar, mirasbırakan babaları...’in 2002 yılında kalp ameliyatı ve ölüm korkusu ile vekil kıldığı dava dışı ... ... eliyle maliki olduğu 2585 ada 4637 sayılı parseldeki 10 no’lu ve 161 ada 253 sayılı parseldeki 1, 2, 3, 4, 9, 14, 15, 16 ve 17 nolu bağımsız bölümleri davalı oğlu ...’e, 161 ada 253 sayılı parseldeki 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12 ve 13 nolu bağımsız bölümleri ise diğer davalı oğlu ...'e 02/07/2004 tarihinde temlik ettiğini, yapılan temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı, bedelsiz ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini, mümkün olmazsa tenkisini istemişlerdir.
Davalılar, dava konusu taşınmazların aslında kardeşleri olan ...’e ait olduğunu, piyasaya olan borçları nedeniyle mirasbırakan geçici olarak devrettiğini, ... sayılı parsel üzerine tüm masrafları ... tarafından karşılanarak bir bina inşa ettirildiğini, mirasbırakanın 2002 yılında kalp ameliyatı geçirmesi ile 21.07.2003 tarihinde tüm taşınmazlarını satış yetkisini içerir vekaletname ile ...’i vekil kıldığını, bu vekaletnamenin hakkın iadesi amacıyla verildiğini, daha sonra dava konusu taşınmazları kardeşleri ...’in tüm borçlarını ödeyerek satın aldıklarını, bedelsiz bir devir olmadığı gibi mal kaçırma amacı da bulunmadığını bildirip, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, mirasbırakanın mal satmaya ihtiyacı olmadığı, terekesine satış bedeli girmediği, akitte gösterilen değer ile keşfen belirlenen değer arasında fahiş fark bulunduğu, dava konusu 253 sayılı parsel yönünden davalı tarafın inançlı işlem savunmasını yazılı delil ile kanıtlayamadığı gerekçesiyle, davadan vazgeçen davacılar ... ve ... yönünden karar verilmesine yer olmadığına, diğer davacılar yönünden ise davanın kabulüne karar verilmiş, davalılar vekilinin istinafı ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince 6100 sayılı HMK’nin 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddedilmiştir.
Karar, davalılar vekili tarafından süresinde duruşma istemli temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 03.11.2020 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Avukat ... ile temyiz edilen davacılar vekili Avukat ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davacı ... ve davacı ... ... gelmedi, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davalıların yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 02.01.2020 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edilenler vekili için 2.540.00. TL. duruşma vekâlet ücretinin ve aşağıda yazılı 43.968.82 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalılardan alınmasına, 03/11/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
-MUHALEFET ŞERHİ-
Dava, muris muvazaası hukuksal sebebine dayalı tapu iptal- tescil isteğine ilişkindir.
Öncelikle usul açısından değerlendirme yapıldığında, davacılar ... ve ... davalarından vazgeçtiklerine( feragat) göre bu davacılar açısından verilecek karar davanın feragat nedeniyle reddi olmalıdır.
Diğer yandan, her ne kadar davalı tanıklarının gerekçesiz olarak dinlenmemesi usule uygun değilse de bu husus davalı tarafından istinaf sebebi yapılmadığından, öncelikle temyiz sebebi ve ardından da bozma sebebi yapmak mümkün değildir.
İşin esasına gelince; dava konusu 253 sayılı parselin öncesinde vekil ... adına kayıtlı iken ekonomik durumunun bozulması üzerine tapunun babası olan murise intikal ettiği, daha sonra kardeşleri olan davalıların ... borçlarını ödemeleri nedeniyle hakkın teslimi amacıyla bu taşınmazın davalılara intikal ettiği, murisin bu parsele yönelik amacının terekeden veya diğer mirasçılardan mal kaçırmaya ilişkin olmadığı kanaatiyle bu taşınmaz hakkındaki davanın reddedilmesi gerektiği düşüncesindeyim.
Ayrıca, bir davada hukuki sebep ne ise, davanın her iki tarafı için de ispat ve savunma, bu hukuki sebebin gerektirdiği yöntem ve delillerle mümkündür. Örneğin muris muvazaası hukuksal sebebine dayalı bir davada, davacı için her türlü delille ispat mümkün iken, davalı için inançlı işlem hukuki sebebinin ispat şartı olan yazılı delille savunma yapması ve savunma delillerini bu çerçevede ortaya koyması istenemez. Böyle bir durum şüphesiz yargılamada tarafların eşitliği ilkesine uygun düşmeyecektir.
Açıklanan bu nedenlerle kararın 253 sayılı parsel açısından bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum.