MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2258 E., 2024/899 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/153 E., 2022/254 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından duruşma istemli olarak, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 10.03.2026 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz eden davacılardan ... ve vekilleri avukat ..., temyiz eden davalı ... vekili avukat ... ile temyiz edilen davalı ... geldiler. Gelen vekillerin ve asillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istemine ilişkindir.
Davacılar; davacı Şirketin borçları nedeniyle Şirketin maliki olduğu 442 27... parsel sayılı taşınmazdaki 1227/2086 payının davalı ... ile karşılıklı anlaşarak bedelsiz olarak devredildiğini, aralarındaki anlaşmaya göre Şirket talep ettiğinde taşınmazın Şirket adına tescil edileceğini, Şirketin taşınmazın iadesini istemesine rağmen devrin yapılmadığını, ...’nin taşınmazı muvazaalı olarak davalı ...’a temlik ettiğini, ...’ın iyiniyetli olmadığını, Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/466 Esas sayılı kararı ile tasarrufun iptaline karar verilerek muvazaanın kanıtlandığını ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile Şirket adına tesciline, olmazsa bedelin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı ...; davacı Şirketin 03.02.2015 tarihinde Ticaret Sicilinden res'en terkin edildiğini, eldeki davayı açamayacağını, diğer davacıların da Şirketin ortağı olduklarını, taraf ehliyetleri olmadığını, taşınmazın satış suretiyle alındığını, iddianın yazılı belge ile ispatlanması gerektiğini, tasarrufun iptali davasında davacı Şirketin büyük pay sahibi olan ...’in beyanları ile kabul kararı verildiğini, tasarrufun iptali davası ile muvazaa davasının birbirinden farklı olduğunu, eldeki dava yönünden delil olamayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... süresinde cevap vermemiş, aşamada; 442 27... parsel sayılı taşınmazdaki imar planı ve iskanı olmayan harap halinde binayı ortak arkadaşı vasıtasıyla emlak danışmanı ... ...’nın teklifte bulunduğunu, sahibi olduğu şirketin imalathane ihtiyacını karşılayacağını düşündüğünü, taşınmazın değerini tespit ettirdiği, eksperlerin 700.000,00-750.000,00 TL tespit ettiğini, Belediyenin de rayiç bedelinin 600.000,00 TL olduğunu, taşınmaz üzerinde haciz ve ipotek olduğuna dair bilgi verildiğini, bu ödemelerin satış bedelinden düşüleceğinin bildirildiğini, belediyelere 42.000,00 TL borç olduğunu (yapılandırma ile 29.692,00 TL ödendiğini), ayrıca alacaklılar ... ... ve ... ...’ün alacaklarının devralınması için anlaştıklarını (860.000,00 TL), kapora olarak satıcıya 20.000,00 TL gönderdiğini, 14.10.2016 tarihinde de 100.000,00 TL gönderdiğini, hacizlerin kaldırılması için 27.10.2016 tarihinde 300.000,00 TL gönderdiğini, diğer paydaşlardan da paylarını almaya çalıştığını, davacı Şirketin ve ortağı ...’in borçları nedeniyle ... Bankası lehine tesis edilen ipoteğin İstanbul Varlık tarafından temlik alındığını, o borcun da ödemesini yaptığını, icra borcu için 24.300,00 TL ödeme yaptığını, iyiniyetli olduğunu, tasarrufun iptali davasını bilmediğini, davacı Şirketin ticaret sicilinden silindiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu payın davacı Şirket tarafından davalı ...’ye hacizler ve ipotek ile temlik edildiği, davacı tanıklarının dava konusu payın Şirketin borçları nedeniyle ucuza satılacağı endişesi ile ...’ye Şirkete ortak olması ve nakdi yardımda bulunması için bedelsiz devrettiğini beyan ettikleri, ...’nin kayınbiraderi ... ile ...’in arasında hukuki ihtilaflar çıkması üzerine ...’nin taşınmazı davalı ...’a temlik ettiği, Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/466 Esas sayılı tasarrufun iptali davasında davanın kabulüne karar verildiği, davalı ...’nin kötü niyetli olduğu, ...’den bedel alınmadığı, davacı ... ve ...’in öncesinde taşınmazın malikleri olmadıkları, tanıkların taşınmazın inançlı işlemle devredildiğini beyan ettikleri, davalı ...’ın iyiniyetli olduğu, davalı ...’nin taşınmazın ...’a temlik edildiği tarihteki değeri üzerinden sorumlu olduğu gerekçesiyle ... ve ... yönünden davanın aktif husumet yokluğundan reddine, davalı ... yönünden reddine, davalı ... yönünden kabulüne karar verilmiş, davacılar vekili ve davalı ... vekili tarafından istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu payın inançlı işlemle davalı ...’ye devredildiği, davalı ...’ın inançlı işlem sözleşmesine aykırı davranıldığını bildiğinin ispat edilemediği, ...’nin taşınmazın elden çıkarıldığı tarihteki değerinden sorumlu olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden; davacı Şirketin kayden maliki olduğu 442 27... parsel sayılı taşınmazın 1227/2086 payının şirket adına dava dışı ... ... tarafından 07.09.2010 tarihinde davalı ...’ye satış suretiyle temlik edildiği, ... adına da dava dışı ...’nın dava konusu payı davalı ...’a satış suretiyle devrettiği, Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/466 Esas sayılı davasında davacının dava dışı ... ve ... ... olduğu, davalıların ... ve eldeki davanın davacılarından Şirket olduğu, 442 27... parsel sayılı taşınmazın 1227/2086 payının devri için tasarrufun iptali davası açıldığı, anılan davada Şirket yetkilisi ...’in bedel ödenmeden, davacıya olan borcun ertelenmesi için devrin yapıldığını beyan ettiği, Mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve kararın temyiz edilmeksizin 11.09.2013 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, tarafların hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü bir hak tanır.
Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.
İnanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 26. ve 27. maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır.
Uygulamada mesele, 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan belgenin sözleşmeye taraf olanların veya inanılanın imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hem de taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz.
Anılan 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir.
Öte yandan; delil başlangıcı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 292. maddesinde “Senetle ispatı lâzımgelen hususlarda tahriri bir mukaddimei beyyine mevcut olursa şahit istimaı caizdir. Mukaddimei beyyine müddeabihin tamamen sübutuna kâfi olmamakla beraber bunun vukuuna delâlet eden ve aleyhine ibraz edilmiş olan taraf canibinden verilen evrak ve vesaiktir” şeklinde hükme bağlanmış iken; HMK’nın 202. maddesinde ise; “(1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir” şeklinde düzenlenmiştir. Maddede sözü edilen belge HMK'nın 199/1 hükmündeki tanıma göre belirlenmelidir. "Belge" başlıklı maddede; uyuşmazlık konusu vakıaları (md.187) ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılarının bu Kanuna göre belge olduğu belirtilmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.01.2023 tarihli ve 2021/1-223 Esas, 2023/893 Karar sayılı kararı)
Somut olayda; eldeki davanın inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istemine ilişkin olduğu, bu davalarda ispat yükünün davacı tarafta olduğu ve yukarıda detaylı olarak anlatıldığı üzere 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca inanç sözleşmesi olarak adlandırılan belgenin sözleşmeye taraf olanların veya inanılanın imzasını içermesi gerektiği, davacılar tarafından davalı ...’ye taşınmazın inançlı işlemle devredildiği hususu yazılı delille ispatlanamadığı gibi Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/466 Esas sayılı tasarrufun iptali davasında davacı Şirket yetkilisinin devrin borcu ertelemek için bedelsiz yapıldığına dair beyanı olduğu, davalı ...’nin bu durumu kabul etmediği, anılan davanın içeriği gözetildiğinde HMK’nın 202. maddesi uyarınca delil başlangıcı mahiyetinde de olmadığı gözetilerek tanık beyanlarına da itibar edilemeyeceği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, davacılar tarafından usulünce ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacılar vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenden ötürü yerinde görülmediğinden reddine,
Davalı ...’nin temyiz itirazlarının değinilen yön itibariyle kabulü ile; İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine,
04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden-edilen davalı ... vekili için 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz eden-edilen davacılardan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.