MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1215 E., 2024/2728 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 22. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/85 E., 2022/671 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleştirilen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Asıl ve birleştirilen dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı vekili asıl davada, davacının 2 numaralı bağımsız bölümü kredi çekebilmek amacıyla davalı ...'a devrettiğini, davalı ...'ın da kredi çekememesi nedeniyle taşınmazın davalı ...'a devredildiğini ancak davalı ...'un aralarındaki protokole aykırı olarak dava konusu taşınmazı iade etmediğini ileri sürerek davalı adına tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini talep etmiş; birleştirilen davada, dava konusu taşınmazın davalı ... tarafından ... Peyzaj İnşaat Şirketine devredildiği, sonrasında ise taşınmazın önce davalı ...'ya sonrasında ise davalı ...'a devredildiği, yapılan devirlerin hileli olduğunu ileri sürerek davalı adına tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir.
Birleştirilen davada davalı ... vekili; davalının tapu siciline güvenen iyi niyetli üçüncü kişi olduğunu, taşınmaz için 430.000,00 TL bedelle anlaştıklarını, 300.000,00 TL'sinin davalıya ait 39 numaralı bağımsız bölümün takası suretiyle, kalanın ise farklı kişilere parça parça ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Birleştirilen davada davalı ... yargılama sırasında; kardeşine ticari destek olmak amacıyla imza attığını, para almadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Birleştirilen davada davalı ... Limited Şirketi yetkilisi ... yargılama sırasında; daireyi uygun olduğu için bedeli mukabilinde satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava konusu taşınmazın son malik ...'a devrinde bedeller arası fahiş fark bulunmadığı, resmi belge olan tapu kaydının aksini ve bu kişiyle aralarında inanç sözleşmesinin varlığını ispata yönelik bir delil ibraz edilemediği, davanın tapu iptal-tescile yönelik olması da dikkate alınarak asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiş, kararın asıl ve birleştirilen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafla ... arasında yazılı inanç sözleşmesi bulunsa da birleştirilen dosyadaki davalılara yapılan sonraki devirlerde davalılar arasında iş birliği bulunduğu ve son malik ...'ın davacı ile ... ve ... arasındaki ilişkiyi bildiği ya da bilmesi gereken kişilerden olduğunun ispatlanamadığı, bu haliyle dava konusu taşınmazın son malik ...'e yapılan satışın muvazaalı olduğu hususunun davacı tarafça kesin delil ile ispatlanamadığı belirtilerek davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, tarafların hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
İnançlı işlemden kaynaklanan uyuşmazlıklar uygulamada 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan belgenin sözleşmeye taraf olanların veya inanılanın imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme Kararının kapsamının genişletilmesi, hem de taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz.
Anılan 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir.
Somut olayda; davacı ... ile davalı ... arasında imzalanan anlaşma protokolü başlıklı sözleşmede taşınmazın kredi çekilmesi amacıyla 02.07.2018 tarihinde davalı ...'a devredildiği; davalı ...'in dava konusu taşınmazı 12.10.2018 tarihinde ...'a satış suretiyle devrettiği, davalı ... tarafından dosyaya sunulan 19.09.2022 tarihli beyan dilekçesiyle davalının dava konusu taşınmazın kredi çekilmek amacıyla bedelsiz olarak devralınıp devredildiğini ifade ettiği; davalı ...'un dava konusu taşınmazı 04.12.2018 tarihinde ... Limited Şirketine devrettiği, bu Şirketin yetkilisi ...'ın taşınmazı kardeşi davalı ...'ya 20.12.2018 tarihinde devrettiği ve davalı ...'nın 24.09.2019 tarihli ilk celsede alınan beyanında, taşınmazı kardeşine ticari anlamda destek vermek amacıyla devraldığını, devirler sırasında herhangi bir para almadığını ifade ettiği; taşınmazın 21.12.2018 tarihinde de ... tarafından davalı ...'e satış suretiyle devredildiği görülmektedir.
Yukarıda değinilen ilke ve olgular birlikte değerlendirildiğinde; Bölge Adliye Mahkemesinin de kabulünde olduğu üzere davacı ... ile davalı ... arasında imzalanan anlaşma protokolü başlıklı sözleşme ile dava konusu 2 numaralı bağımsız bölümün 02.07.2018 tarihinde inançlı işlemle davalı ...'a devredildiği, ilk el malik yönünden inançlı işlem ilişkisinin yazılı delille ispatlandığı, nitekim davalı ...'ın oğlunun yargılama sırasında davacı tanığı olarak dinlendiği ve tanık ...'in de dava konusu taşınmazın annesi tarafından bedelsiz alınıp bedelsiz devredildiğini ifade ettiği; ikinci el ... ...'un da dava konusu taşınmazın kredi çekilmesi amacıyla bedelsiz olarak devredildiğini ifade ettiği; üçüncü el malik ... Limited Şirketi yetkilisi ...'ın taşınmazı kardeşi dördüncü el malik olan ...'ya devrettiği ve ...'nın da devirler sırasında herhangi bir para görmediğini ifade ettiği; ...'nın son olarak taşınmazı 20.12.2018 tarihinde satın aldıktan 1 gün sonra 21.12.2018 tarihinde davalı ...'e devrettiği ve herhangi bir para almadığını ifade ettiği; davalı ...'in 430.000,00 TL bedelle satın aldığı taşınmazın keşfen belirlenen değerinin 639.500,00 TL olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, taşınmazın ilk el malike inançlı işlemle devredildiği, sonraki devirlerin de muvazaalı olduğu, davalılar arasında el ve iş birliği bulunduğu, davalıların taşınmazların inançlı işleme konu olduklarını bilen ya da bilmesi gereken konumunda oldukları, iyiniyetli olmadıkları ve TMK'nın 1023. maddesi koruyuculuğundan yararlanamayacakları anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Asıl ve birleştirilen davada davacı vekilinin açıklanan nedenden ötürü yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden asıl ve birleştirilen davada davacıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,10.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.