MAHKEMESİ: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2024/3077 E., 2025/62 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: Kırşehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI: 2024/308 E., 2024/69 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; yurtdışında yaşadığını, kardeşi olan davalı ...’yü vekil tayin ettiğini, bilgisi ve rızası dışında dava konusu 3561 ada 4 ve 518 ada 62 parsel sayılı taşınmazlarının davalı vekil ... tarafından 18.07.2014 tarihinde satış gösterilmek suretiyle ...'a devredildiğini, ...'ın da taşınmazları 19.04.2019 tarihinde davalı ...'e temlik ettiğini, davalının vekalet görevini kötüye kullandığını, satış bedellerinin de kendisine ödenmediğini ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile adına tesciline, olmadığı takdirde faiziyle birlikte bedelin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı; davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu 3561 ada 4 parsel sayılı taşınmaz yönünden tefrik kararı verilerek dava anılan parsel yönünden eldeki esasa kaydedilmek suretiyle yargılamaya devam edilmiş, dava tarihi itibariyle dava konusu taşınmazın davalı adına kayıtlı olmadığı, davalının vekil sıfatı ile herhangi bir işlemde bulunmadığı, dava konusu taşınmazın davacıya vekaleten dava dışı ... tarafından devredildiği, davalının tapu kayıt maliki ve vekalet ile işlem yapan vekil konumunda olmadığı gerekçesiyle pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının taraf değişikliğine ilişkin taleplerinin usule aykırı olduğu, kararın usul ve esas yönünden yasaya aykırı bulunmadığı gerekçesiyle 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, yanılgıya düşülmesinin hayatın olağan akışına uygun bulunduğunu, vekaletname ile devir işlemlerinin ... tarafından değil, dava dışı olan davalının babası ... tarafından gerçekleştiğinin yargılama esnasında öğrenildiğini, taraf değişikliği talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiğini bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava; vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı adına kayıtlı çekişme konusu 3561 ada 4 parsel sayılı taşınmazın .... Noterliğinin 24.05.2007 tarihli vekaletnamesi ile davacı tarafından vekil tayin edilen dava dışı ... tarafından 18.07.2014 tarihinde satış suretiyle dava dışı ...'a devredildiği, ...'ın ise anılan taşınmazı 19.04.2019 tarihinde davalı ...'e; ...'in 17.08.2020 tarihinde dava dışı ...'ya, ...'in de 25.01.2022 tarihinde 1/2'şer paylarla dava dışı ... ve ...'a satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu'nun 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK 504/1). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil, değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötüniyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötüniyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötüniyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Diğer taraftan; tapu iptali ve tescil davaları kural olarak tapu sicilinde adına tescil işlemi gerçekleştirilmiş kişi ya da kişiler aleyhine karşı açılır. Bu durum, tapunun iptaline karar verilmesi halinde kararın infazının gerçekleştirilebilmesi bakımından zorunlu olup duruma göre ilgili köy, belediye veya orman yönetimi ya da Hazineye husumet yöneltilmesi de gerekebilir. Yine kayıt malikinin ölmesi durumunda husumetin mirasçılarına yöneltilmesi gerekmektedir. Hasım hususunun belirlenebilmesi için her somut olayın özelinde inceleme yapılması gerekmektedir.
Vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı davalar ise özünde vekilin vekâlet görevini kendisi ya da bir başkası yararına kötüye kullandığı iddiasına dayanmaktadır. Bu nedenle bu tür davalarda davacının iddiasını ispat edebilmesi açısından tazminat talebi olmasa dahi davayı kayıt maliki yanında vekile ya da ara malike de yöneltmesi mümkündür. Bu durum, talebin özünden doğan şeklî, biçimsel bir zorunluluktan kaynaklanmaktadır. Çünkü davada ispat edilmesi gereken husus, vekâlet görevini kötüye kullanan vekil ile kayıt maliki olan kişinin ya da kişilerin (ara malik) vekil eden aleyhine el ve iş birliği içerisinde bir haksızlık yaparak onu zarara uğrattıklarına ilişkindir. Bu noktada kayıt maliki ya da kayıt maliki olmuş ara malikler ile vekil arasındaki el ve iş birliğinin belirlenmesi, aralarındaki ilişkinin gerçek mahiyetinin açıklığa kavuşturulması açısından vekile ve ara maliklere de husumet yöneltilmesinin olayın daha iyi aydınlatılması ve ispatı ile yargılama giderlerinden sorumluluk bakımından gerekli olduğu açıktır.
Somut olaya gelince; davacının, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemli davasını ara maliklerden olan ...'e yönelttiği anlaşılmakla, eldeki davada, tapu kayıt maliki davalı olarak gösterilmediğinden, başka bir deyişle tapu kayıt malikine karşı açılmış bir dava bulunmadığından tapu iptali ve tescil talebinin reddedilmiş olması doğrudur. Ne var ki; değinildiği üzere davacının tapu iptali ve tescil talebi kabul edilmediği takdirde bedel isteğinde bulunduğu açık olup ara malik ...'ten bedel talebinde bulunulabileceği gözetilmeksizin pasif husumet yokluğundan ret kararı verilmesi doğru değildir.
Hal böyle olunca; ara maliklerden olan davalı ...'ten taşınmaz bedelinin tahsili talebinde bulunulabileceği gözetilerek tarafların dayandığı tüm delillerin eksiksiz toplanması, toplanan ve toplanacak tüm delillerin yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine,
2.Davacı vekilinin temyiz itirazlarının değinilen yönden kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davacıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.