MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1428 E., 2025/646 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziantep 11. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/142 E., 2021/486 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, hile hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili; müvekkilinin dava dışı Şirketten satın aldığı ve maliki olduğu, ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi 633 ada, 1 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan (1) ve (2) numaralı bağımsız bölüm niteliğindeki taşınmazlarının, eşi ... ’a verdiği vekâletnameye istinaden vekil eşinin kandırılması neticesi önce davalı ...’a satıldığını, satış sırasında vekili ... ’a ödeme yapılmamasına rağmen resmi işlemler bahane edilip iradesi fesada uğratılarak ve kendilerine duyduğu güvenden kötü niyetli olarak istifade edilerek bedeli tahsil etmişçesine belge imzalatıldığını, müvekkilinin sürekli oyalanarak paranın ödenmesinin ötelendiğini, herhangi bir ödeme yapılmadığının davalıların konuşma kayıtlarında da ikrar edildiğini, bunun üzerine nitelikli dolandırıcılık suçlamasıyla haklarında şikayette bulunduklarını, taşınmazları hileli işlemlerle satın alan ve bedeli ödemeyen davalı ... tarafından (1) nolu bağımsız bölümün davalı ...’e, (2) nolu bağımsız bölümün ise önce davalı ...’e, bihahare de ...’a satıldığını ileri sürerek hileli işlemlere dayalı olarak davalılar adına oluşan tapu kayıtlarının iptali ile taşınmazların müvekkili davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, olmadığı takdirde taşınmazların bedelinin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili; müvekkilinin taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığını, dava dışı ... aracılığı ile davacının taşınmazlarının satışı hususunda yetki verilen ... ile Tapu Müdürlüğündeki görüşmeleri sırasında önce taşınmaza ait vergi borçlarının ödendiğini, bilahare davacıya vekâleten satış işlemi yapan ... ...’a banka aracılığı ile ödeme yapmayı teklif ettiğinde bunun kabul edilmeyip elden ödeme yapılmasının talep edilmesi üzerine kendisine elden ödeme yapılarak buna ilişkin imzalı belge alındığını, paranın ödenmediği hususundaki iddiaların doğru olmadığını, bu konudaki yazılı belgenin varlığı karşısında bu iddiaya itibar olunamayacağını, hile iddiaları doğru olmadığı gibi buna ilişkin kanuni unsurların da bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... ... vekili; vekil olan kişiye husumet tevcih edilmesi gerektiğini, müvekkilinin taşınmazı bedelini ödeyerek yatırım amaçlı satın aldığını ve bilahare sattığını, davalılar ile hukuki ve fiili bir bağı bulunmadığını, gerek satın aldığı kişiyi gerek taşınmazı sattığı kişileri alım-satım nedeniyle tanıdığını, müvekkilinin tapu siciline güven ilkesi gereği taşınmazı bedelini ödeyerek satın almış olması karşısında kendisine husumet yöneltilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... vekili; müvekkillinin taşınmazı satın alabilecek malî gücü bulunduğunu ve satış bedelinin banka hesabında bulunan para ile ödendiğinin kayden ispat olunacağını, davalılar ile hukuki ve fiili bir bağı bulunayan davalının tapu siciline güvenerek iyi niyetle iktisapta bulunduğunu ve bedeli mukabili elde ettiği iyinetli bu kazanımının korunması gerektiğini, tapuda yer alan satış bedelinin düşük gösterilmiş olmasının muvazaa sebebi olmadığını, konuya ilişkin emsal içtihatların da bu yönde olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... vekili; diş hekimi olan müvekkilinin malî durumunun oldukça iyi olduğunu ve dava konusu taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığını, eski malikleri ve de davacıyı tanımadığını, tapu siciline güven ilkesi gereği bedelini ödeyerek taşınmaz iktisap eden müvekkili davalının bu kazanımının korunması gerektiğini ve kendisine kusur atfolunamayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 706. maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) Borçlar Kanunu'nun 213. maddeleri uyarınca tapulu taşınmazın devrinin resmi nitelikte olması gerektiği, davaya konu olayda dava konusu taşınmaz resmi nitelikte devredilmiş olup devir senedinden de anlaşılacağı üzere bedelin davacı tarafından alındığının resmi senette belirtildiği, her ne kadar davacı tarafça iradesinin sakatlandığından bahisle dava açılmış ise de yapılan ceza soruşturmasında kovuşturma yapılmasına yer olmadığı kararı verildiği, bunun dışında iradesinin nasıl sakatlandığını davacı tarafça ispat edilemediği, ayrıca davacı tarafça dava konusu taşınmazların bedelinin ödenmediğini resmi herhangi bir yazılı belge ile ispat edemediği gibi bedelin ileri tarihlerde ödeneceğine dair taraflar arasında herhangi bir anlaşma da bulunmadığı, 6098 sayılı Kanun'un 246. maddesinde taşınır satışına dair hükümlerin kıyas yolu ile taşınmaz satışlarında da uygulanacağı öngörülmüş olup aynı Kanun'un 235. maddesi hükmü gereğince bedel ödenmediği takdirde taşınmazın mülkiyetinin iade edileceğine dair ihtirazi kayıt konulmadığını, tüm bu hususlar gözetildiğinde temlikin iradi olduğu ve hile iddiasının kanıtlanamadığı, dosya kapsamında bulunan ses kayıtları usulüne uygun elde edilmediğinden hukuka aykırı bu delillere itibar edilmediği ve hükme esas alınmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamındaki belgelerden, dava konusu (1) nolu bağımsız bölümün davacının eşine verdiği vekâlete istinaden 17.07.2019 tarihinde davalı ...'e, akabinde 26.07.2019 tarihinde davalı ...'e satış yapıldığı, yine dava konusu (2) nolu bağımsız bölümün davacının yine eşi tarafından vekaleten 17.07.2019 tarihinde davalı ...'e, akabinde 26.07.2019 tarihinde davalılardan ...'ya, sonrasında ise 19.08.2019 tarihinde davalılardan ...'e satışının yapıldığı, davacının dava konusu taşınmazların satılması amacıyla vekil tayin ettiği kocası tarafından satış işlemlerinin yapıldığı ve satış bedelinin alındığına dair verilen belgenin davacıya vekâleten dava dışı vekil ... tarafından imzalandığı hususunda ihtilaf bulunmadığı, her ne kadar verilen belgenin kandırma sonucu davalılardan Hamit tarafından alındığı iddia edilmiş olsa da resmi senette de bedelin nakden ve tamamen alındığının kabul edilerek düzenlendiği, ses kaydı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 199. maddesi gereğince belge olarak kabul edilebilir ise de izinsiz yapılan ses kayıtlarının iddianın ispatı bakımından belge ve delil olarak kabul edilmesinin olanaksız olduğu, bu durumda davacı vekili ...'ın, oldu-bittiye getirilerek bedelin ödenmediği yönündeki iddiasının ispatlanamadığı gibi son kayıt malikleri olan davalılar ... ve ...'in edinimlerinde kötü niyetli olduklarına dair dosya kapsamında herhangi bir delil bulunmadığı gerekçeleriyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353/1.b.1. maddesi gereğince esastan reddine dair karar verilmiştir.
Billindiği üzere; hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanun'un (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, def'i yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olaya gelince; dosya içeriğine göre dinlenen davacı tanıklarının anlatımlarından ve dosyada mübrez Gaziantep 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 19.10.2020 tarihli, 2020/35 Esas, 2020/2234 Karar sayılı kısıtlama kararından, kandırılmaya müsait bir yapıda olduğu ve malvarlığını idare edemediği anlaşılan vekil ... ...'ın taşınmaz satış bedelini almadan resmî senedi imzalamasının ve satışı bu surette yapmasının sağlandığı, hükme dayanak tutulan 17.07.2019 tarihli ödeme belgesinin de bu bağlamda kandırılarak alındığı, bilahare davalı ...'ın taşınmaz bedellerine ilişkin ödeme yapacağı konusunda vekili oyaladığı, davalıların, taşınmazların tespit olunan rayiç değerinin 1/3'ü oranında bir bedel karşılığı resmî senette yazılı tutardan satın aldıklarını beyan ettikleri, bu hâli ile hilenin sabit olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim dava konusu taşınmazların davalı ...'e satışından sonra diğer davalılara yani 2. ve 3. ellere yapılan satışların da onar gün aralıklarla gerçekleştirildiği ve davalıların satış bedeli olarak ifade ettikleri rakamlar ile taşınmazların belirlenen rayiç değerleri arsında fahiş fark bulunduğu gibi iddia olunan ödemelerin de ispat edilemediği, bu hâli ile kayıt maliki davalılar ..., ... ve ...'ün iyi niyetli olmadıkları ve 4721 sayılı Kanun'un 1023. maddesinde düzenlemesini bulan tapu siciline iyi niyetle güvenerek iktisapta bulunan malikler için öngörülmüş tapu siciline güven ilkesinin koruyuculuğundan yararlanamayacakları sonucuna ulaşılmıştır.
Hâl böyle olunca tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının açıklanan nedenlerden ötürü kabulü ile, temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.