(5271 S. K. m. 35, 147, 191, 195, 238, 260) (1412 S. K. m. 225) (3167 S. K. m. 16) (5237 S. K. m. 2, 7)
Kartal Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/17857 Hazırlık ve 17.11.2005 tarihli iddianamesi ile sanık A. H. Yatak Mobilya Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi hakkında 3107 sayılı Kanunun 16/2, 3. maddeleri uyarınca açılmış bulunan kamu davası hakkında mahallinde karar verilmesi mümkün görülmüştür.
20.09.2006 ve 01.11.2006 tarihli oturumlarda sanığın cezalandırılmasını isteyen şikayetçi vekiline CMK. 238/2. maddesi uyarınca davaya katılmak isteyip istemediği sorularak, sonucuna göre davaya katılma hususunda bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi usule aykırı olup, aynı Kanun'un 260/1. maddesinin .......bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır şeklindeki hükmü karşısında, şikayetçi vekilinin yasa yoluna başvurma hakkı bulunduğu kabul edilerek yapılan incelemede;
1- Şikayetçi vekilinin 20.09.2006 ve 01.11.2006 tarihli oturumlardaki sanığın cezalandırılması yönündeki talebi üzerine CMK'nın 238/2 maddesi gereğince davaya katılmak isteyip istemediği sorulup, sonucuna göre davaya katılma hususunda bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
2- Sanık için CMUK'nın 225. (CMK'nın 195.) maddesi gereğince düzenlenecek uyarılı davetiyenin; öncelikle bilinen son adresine (sanığın Mahkemeye bildirdiği veya daha önce kendisine geçerli bir tebligat yapılmış olan ya da Tebligat Kanunu'nun 35/son maddesinde sayılan kurum ve kuruluşlara sanık tarafından bildirilmiş bulunan adrese) gönderilmesi; tebligat memurunca, sanığın adresini değiştirmesi ve yeni adresinin belirtilmesi nedeniyle davetiyenin tebliğ edilemeyerek iade edilmesi durumunda, bu kez Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre tebliğ edilmesi gerekirken; Kartal Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/11641 hazırlık numaralı ve 11.05.2005 tarihli iddianamesine dava açılan çekler yönünden çıkarılan davetiyenin tebliğ edilemeden iade edilmesi üzerine, anılan yasanın 35. maddesine göre tebligat yapılmadığı gibi bu çekler yönünden sanığın CMK.'nın 147 ve 191. maddelerine uygun sorgusu yapılıp savunması da atanmadan hüküm kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
3- 3167 Sayılı Kanun'un 4814 sayılı Kanun'la değişik 16. maddesinin son fıkrasının kısmen veya tamamen karşılıksız çıkan her çek yaprağı ayrı bir suç oluşturur yönündeki hükmü karşısında, aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen 80.000 TL. üst sınırın, suça konu her bir çek için geçerli olduğu dikkate alınmadan, sanığın suça konu her çek için ayrı ayrı para cezası ile cezalandırılması ve ayrı ayrı çek hesabı açmaktan yasaklanmasına karar verilmesi gerekirken, suça konu çek bedellerinin toplamının 80.000 YTL den fazla olamayacağından bahisle 80.000.YTL adli para cezasına hükmedilmek suretiyle eksik ceza tayini ve tek çek hesabı açma yasağına hükmedilmesi,
4- Şikayete ve davaya konu çek sayısının 101 olduğu ve bu çeklerin bedellerinin toplamının ise 636.847 TL olduğu gözetilmeden, gerekçeli kararı da çek bedelleri toplamının 928.000 TL olduğunun kabul edilmesi,
5- Suça konu 5756727, 1107679, 1115199, 27 ve 26 seri numaralı çeklerin aslı ile ibraz sırasında muhatap banka tarafından alınan fotokopilerinin onaylı örnekleri getirilerek, ibraz tarihlerinin çekler üzerine yazılıp yazılmadığının, yazılmış ise ibrazların süresinde olup olmadığının belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
6- 4814 sayılı Kanun'la değişik 3167 sayılı Kanun'un 16/3. maddesinde öngörülmediği halde, sanığın çek keşide etmekten de yasaklanmasına karar verilmesi,
7- 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunu ile 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, sanığın hukuksal durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafii ve şikayetçi vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün BOZULMASINA, 20.09.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy