(506 S. K. m. 23, 68, 99)
Dava: Davacı ölüm sigortasından gelire hak kazandığının tespiti ile, müracaat tarihi itibariyle maaş bağlanmasına karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtilen şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Sonuç: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere, özellikle var olan bakım ihtiyacının resmi nikahlı olmayan eşinin ölümünden sonra kendisini göstermiş bulunmasına, o tarihten davanın açıldığı tarihe kadar 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçmemiş bulunmasına, 506 sayılı Kanun'un 23 ve 68. maddesinde kız evladın evli olması durumunda gelirden ve ölüm aylığından yararlanmamasının, evlilik içerisindeki bakımının esasen sağlanmış bulunması görüşüne dayanmış olmasına, yasa hükümlerini amaca yönelik olarak yorumlamanın, Yargıtay'ın yerleşik görüşleri arasında yer almış bulunmasına ve aksi bir sonuca varılması durumunda iyi niyetli davranışların bir tür cezalandırılması sonucu doğuracağına göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA ve Üye Orhan Yalçınkaya ile Resul Aslanköylü'nün muhalefetlerine karşı, Başkan Mustafa Çenberci, Üye Servet Çolakoğlu ve Mehmet Tuner'in oylarıyla ve oyçokluğu ile 12.03.1985 gününde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, iş kazası sonucu ölen sigortalının evli olmayan kız çocuğuna ölüm geliri bağlanması gerektiğinin saptanması ve Kurum sataşmasının giderilmesi istemine ilişkindir. İstekte bulunan Süryal'in ölüm tarihi olan 12.8.1972 tarihinde reşit ve imam nikahı ile yaşadığı, 1.3.1982 tarihine kadar tahsis talebinde bulunmadığı, uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, iş kazası ve ölüm sigortaları haklarının düşüp düşmediği noktasında toplanmaktadır.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 23 ve 68. maddelerinde; evli olmayan kız çocuklarına gelir ve ölüm aylığı ödeneceği, evlenmeleri halinde kesileceği, boşanma veya dul kalınması halinde yeniden ödeneceği hükmü öngörülmüştür. Dava konusu olayda, hak sahibi bulunan kız çocuğunun ölüm tarihinde, anılan maddelerin öngördüğü koşullara sahip olmasına karşın, 1.3.1982 tarihine kadar tahsis talebinde bulunmadığı, dosya içeriğinden açıkça anlaşılmaktadır.
Öbür yandan, bu davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa'nın 99. maddesinde, "Bu konuda aksine hüküm bulunmadıkça, iş kazalarıyla, meslek hastalıkları, hastalık, analık ve ölüm sigortaları hakları, hakkı doğuran olay tarihinden başlanarak, beş yıl içinde istenmezse düşer" hükmü yer almıştır. Davacının, iş kazası ve ölüm sigortası haklarını beş yıllık hak düşürücü süre içinde istemediği açık seçiktir. Hal böyle olunca, iş kazası ve ölüm sigortasından doğan hakların düştüğü tartışmasızdır. Bundan başka, 99. maddede öngörülen sürenin, kamu düzenine ilişkin olmakla, mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulması gerektiği ve sürenin hiçbir suretle uzatılamayacağı açıktır. Tersinin kabulü, imam nikahını, Medeni Kanun'un anlamında tescil edilmiş evlilik olarak kabul etmek olur ki, bu yönün, var olan hukuk düzenimiz karşısında kabulünün mümkün olmadığı ortadadır. Bu itibarla, sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz. Kararın, açıklanan gerekçelerle bozulması oyundayız. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy