(743 S. K. m. 2) (506 S. K. m. 2) (1475 S. K. m. 9)
Dava: Davacı 1.9.1982 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir. Hükmün davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Davacı 2.2.1953 - 1.9.1982 tarihleri arasında, ....... ve Ticaret A.Ş. işyerinde sigortalı olarak çalıştığından bahisle, kendisine yaşlılık aylığı bağlanması için S.S.K.na başvurmuş, Kurum 1.3.1961'den sonraki çalışmalarını hizmet akdine değil vekalet ilişkisine dayandığından, sigortalı çalışma niteliğinde kabul edilemeyeceğinden bahisle, iptal ettiğini, bakiye hizmeti 506 sayılı Kanun m.60'a göre yaşlılık aylığı bağlanmasına yeterli olmadığından, aylık bağlanamayacağını, ancak ödenen primlerin iade edilebileceğini bildirmiştir.
Bunun üzerine, davacı, Kurumun iptal işleminin iptali ile, yaşlılık aylığı bağlanması istemiyle işbu davayı açmıştır.
Davacı, 2.2.1953 tarihinden 3.2.1961 tarihine kadar, anılan işyerinde Anonim Şirket Genel Müdürü olarak çalışmış ve ücretinden yaşlılık sigortası primleri de kesilmiştir. Davalı Kurum, bu hizmetin yaşlılık aylığına esas tutulabilecek, sigortalı hizmetlerden olduğunu kabul etmektedir. Bu nedenle, taraflar arasında, bu döneme ilişkin bir uyuşmazlık yoktur.
Uyuşmazlık, 3.2.1961 - 20.3.1963 ve 20.3.1963 - 1.9.1982 dönemindeki hizmetlerin sigortalı hizmet niteliğinde sayılıp sayılamayacağı noktasında toplanmaktadır. 3.2.1961 - 20.3.1963 döneminde, davacı, Anonim Şirket İdare Meclisi Başkanlığı ve ayrıca aynı şirketin Genel Müdürlüğünü yapmıştır. Bu iki iş için, ayrı ayrı ücret almış ve Genel Müdürlük görevi nedeniyle ödenen ücretten yaşlılık aylığı primi kesilmiştir. İdare Meclisi Başkanlığı yapmakla beraber, İdare Meclisinin kararıyla ayrıca ücret karşılığı Genel Müdürlük yapılması halinde, Anonim Ortaklıkla Genel Müdür arasındaki ilişki, hizmet akdi ilişkisidir. İdare Meclisi Başkanı olmakla beraber Anonim Şirket Genel Müdürlüğü yapan kişiyi, sırf idare meclisi Başkanı gibi düşünmemek ve ücret karşılığı işyerinde ve Anonim Şirket işvereninin denetim ve gözetiminde sürekli ifa ettiği ve hizmet akdinin tüm unsurlarını taşıyan Genel Müdürlük hizmetinden dolayı, sigortalı saymak zorunludur. Esasen, yukarıda açıklandığı gibi, 3.2.1961 - 20.3.1963 dönemindeki Genel Müdürlük hizmetinin, nitelikçe, davalı Kurumun dahi kabul ettiği, 2.2.1953 3.2.1961 dönemindeki Genel Müdürlük hizmetinden farklı bir yönü yoktur.
20.3.1963 - 1.9.1982 döneminde ise, davacı aynı Anonim Ortaklığın Yönetim Kurulu Başkanlığını yapmış, ayrıca Yönetim Kurulu kararıyla murahhas aza seçilmiş ve bu dönemde Yönetim Kurulu Başkanlığı, ücretinden ayrı olarak murahhas aza ücreti almış ve bu ücretinden yaşlılık sigortası primi kesilerek Kuruma ödenmiş ve Kurum tarafından da kabul edilmiştir. Burada da taraflar arasındaki uyuşmazlık, murahhas azalığın hizmet akdine dayanıp dayanmadığı ve sigortalı hizmet niteliğinde kabul edilip edilemeyeceği konusundadır. Burada da yönetim Kurulu Başkanlığı ile, murahhas azalık görevlerini ayırmak lâzımdır. Vekâlet ilişkisine dayanan Yönetim Kurulu Başkanlığı, murahhas azalığa engel değildir. Çözümlenmesi gerekli sorun, murahhas aza ile Anonim Ortaklık arasındaki hukuki ilişkinin niteliği ve sonucuna göre murahhas azalık hizmetinin, sigortalı hizmet sayılıp sayılamayacağını belirlemekten ibarettir.
Davacı, şirketin bütün işlerini tedvire memur murahhas azalık hizmetine karşılık, ayrı bir ücret almaktadır. Bu ücret, iş görme ediminin karşılığıdır. İşin Anonim Şirket işyerinde görüldüğünü tanıklar haber vermişlerdir. 20.3.1963 - 1.9.1982 tarihleri arasındaki zamanda davacı sürekli olarak, Anonim Ortaklığa hizmet sunmuştur. Murahhas aza, Yönetim Kurulu Kararlarını icra etmektedir. Yönetim Kurulunun, murahhas azalar üzerinde gözetim hakkı da mevcuttur. Murahhas azalık hizmeti, Anonim Şirket organlarından Yönetim Kurulunun, denetim ve gözetiminde ifa edilmektedir. Bu nedenlerle, Anonim Şirket tüzel kişiliği ile murahhas aza arasındaki ilişkide, ivazlı vekâletten çok, hizmet akdi unsurlarının ağır bastığı ve hizmet akdi ilişkisinin varlığı kabul edilmelidir. Şu halde, davacının 20.3.1963 - 1.9.1982 tarihleri arasındaki murahhas azalık hizmetinin dahi sigortalı hizmet niteliğinde sayılması gereklidir.
Öte yandan, davalı Kurum, uyuşmazlık çıkardığı, 3.2.1961 - 20.3.1963, 20.3.1963 - 1.9.1982 dönemlerinde, davacıya Genel Müdürlük ve murahhas azalık hizmetleri için ödenen ücretlerden düzenli şekilde kesilen yaşlılık aylığı primlerini 21 yıl gibi uzun bir süre kabul etmiş ve bunlardan faydalanmıştır. Bu durumda, 1.9.1982 tarihinde davacı murahhas azalık işinden ayrıldıktan ve yaşlılık aylığı bağlanmasını istedikten sonra sıra aylık bağlanmasına gelince, Kurumun açıklanan gerekçelerle, hizmet akdi sayılması gereken hizmetleri, vekâlet ilişkisi biçiminde yorumlayıp, söz konusu hizmetleri iptal ederek, sigortalılık süresi ve pirim ödeme gün sayısına yönelik yaşlılık aylığı koşullarını oluşmamış duruma düşürmesi, açıkça afaki iyi niyet kurallarına ters düşer ve bu nedenle M.K.'nun m.2. hükümlerine aykırı bir davranış biçimi olarak değerlendirilmek gerekir.
Bundan başka, İş Kanunu anlamında işçi kavramıyla, S.S.Kanunu anlamında sigortalı kavramlarının her zaman aynı olmadığı, İş Kanunu'na göre işçi sayılmayanların, sigortalı sayılabilecekleri, buna karşın İş Kanunu anlamında işçi sayılanların sigortalı sayılmayabilecekleri de ortadadır. Bu nedenle, kararda sözü edilen 9.H.D. kararının, sigortalılık açısından bağlayıcı bir yönü yoktur.
Anılan bu maddi ve hukuki gerçekler göz önünde tutularak, davanın kabulü gerekirken yazılı gerekçelerle reddine karar verilmiş bulunması isabetsizdir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Üye Resul Aslanköylü'nün muhalefetine karşı Başkan Servet Çolakoğlu, Üye Teoman Ozanoğlu, Cahit Kadılar ve Orhan Yalçınkaya'nın oylarıyla ve oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davada çözümlenmesi gereken hukuksal sorun Anonim Şirket murahhas azasının çalışmalarının sigortalı hizmetlerden sayılabilip sayılamayacağı hususudur. Bu konunun aydınlığa kavuşturulabilmesi için murahhas azalığın ne olduğu, murahhas aza ile Anonim Şirket arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin açıklanmasına gerek duyulmuştur.
Bilindiği gibi, Anonim Şirketlerin temsili, idaresi ve işlerinin yürütümü yönetim kuruluna ait bir görevdir. Ne var ki, Yönetim Kurulu Şirket işlerini birlikte yürütebileceği gibi üyeler kendi aralarında işbölümü de yapabilirler. İşte murahhas aza, A.Ş. lerde idare meclisinin haiz olduğu yetki ve iktidarın tamamını veya bir kısmını bu meclis kararıyla üzerine alan bir veya birkaç aza olarak tanımlanmıştır (bkz Türk Hukuk Lügatı, s.347). Şüphesiz bu yetkilerin murahhaslara bırakılması ortaklık sözleşmesinde hüküm bulunmasına bağlıdır. Bunların seçimi ana sözleşmede yönetim kuruluna bırakılabilir. Ancak seçimleri yönetim kuruluna bırakılsa bile azil yetkisi genel kurula aittir. Murahhasların yönetim kurulu üyesi olması, hatta pay sahibi olması da söz konusu değildir. Yönetim Kurulu üyesi olan murahhaslara murahhas üye, yönetim kurulu dışında seçilenlere de murahhas müdür adı verilir (bkz. Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, Prof. Poroy, Tekinalp, Çamoğlu, s.236; keza, aynı görüşte Prof. Oğuz İmregün, Kara Ticaret Hukuku Dersleri s.351).
Davacının murahhas müdür değil, murahhas aza niteliğini taşıdığı uyuşmazlık konusu değildir. Bu özet açıklamadan sonra murahhas aza ile A.Ş. arasındaki ilişkinin hukuksal niteliğinin belirlenmesinde zorunluluk vardır. Ancak ilk önce yönetim kurulu ile Anonim Ortaklık arasındaki ilişkinin açıklanması gerekli görülmüştür. Bu ilişki akdi bir ilişki olup akdin niteliği özel bir hüküm yoksa veya taraflar arasında aksi kararlaştırılmamışsa bu akit genellikle bir vekalet akdidir. Ne var ki, taraflar aralarında bağlı bir akit türünü de kararlaştırabilirler. Örneğin, hizmet akdini kabul edebilirler (bkz. Poroy, Tekinalp, Çamoğlu, age. sh. 240, İmregün, age, sh. 342). Yönetim Kurulu Anonim Ortaklığın iş sahibi durumundadır (İmregün, sh. 343). İş sahibi niteliğini taşıyan kurul veya şahısların işçi veya sigortalı sayılan kimselerden olamayacakları, tersine işveren durumunda bulundukları söz götürmez.
Öbür yandan Prof. Tandoğan'a göre de (sh. 188) Yönetim Kurulu üyesi, üyesi olduğu A.Ş. in vekili durumundadır. Yani aradaki ilişki vekalet akdine dayanır. Üyelere verilen ücret dahi vekâlet sözleşmesi gereğince verilen ücret niteliğindedir. Vekilin bağımsızlığı nispidir. Zira zaman zaman müvekkilin emir ve talimatlar vermesi gerekebilir. Başka bir anlatımla vekâlet akdine özgü olan bağımsızlık sınırlanabilir. Ancak bu sınırlama vekilin iş görüşünü belli olan veya olmayan bir zaman için iş sahibinin emrine tahsis etmesi derecesini bulduğu takdirde, iş görme ve hizmet sözleşmesine konu teşkil eder (Tandoğan, sh. 198).
Görüldüğü gibi öğretide ittifakla yönetim kurulu ile A.Ş. arasındaki ilişkinin kural olarak vekâlet akdine dayandığı kabul edilmektedir. Murahhas aza yönetim kurulu yetkilerini devraldığına ve onun adına şirketi yönettiğine göre murahhas aza ile A.Ş. arasındaki hukuksal ilişki de vekâlet ilişkisidir. Davada, davacı ile A.Ş. arasında özel olarak yapılmış bir hizmet akdinin varlığı ispat edilmiş değildir. Bu durumda davacının murahhas aza olarak geçen çalışmalarının hizmet akdi olarak nitelendirilmesi ve giderek 506 sayılı S.S.K.nun 2. maddesi gereğince sigortalı hizmetlerden sayılması kabul edilemez. Zira az önce değinildiği üzere hemen hemen yönetim kurulunun bütün görevlerini devralan ve şirketi idare eden davacının sigortalı sayılması hizmet akdini vekalet akdinden ayıran tam bağımlılık unsurunun gerçekleşmemiş olması, başka bir deyişle davacının bir çeşit iş sahibi durumunda bulunması nedeniyle mümkün görülmemiştir. Çoğunluk, murahhas azanın yönetim kurulunun gözetimi ve denetimi altında iş gördüğünü kabul etmekte ise de, olaydaki murahhas azanın hizmet akdinin unsurlarından olan bağımlılık unsurunu öngören biçimde bir bağımlılığının gerçekleştiği söylenemez. Esasen T.K.na göre murahhas azayı yönetim kurulu tayin etmiş olsa bile azil yetkisi genel kurula aittir. Nitekim, öğretide de murahhas müdür ve azaların yönetim kurulunun gözetim ve talimatı altında bulunmaksızın görev yaptıkları kabul olunmuştur (bkz. Poroy, Tekinalp, Çamoğlu, age., sh. 269, 270).
Baştan beri yapılan açıklamalar karşısında davacının murahhas azalık dönemine isabet eden süre içersinde geçen çalışmalarının hizmet akdi olarak değerlendirilmesi gerektiğini benimseyen çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
Ne var ki, çoğunluğun M.K.'nun 2. maddesinden hareketle kararın bozulması gerektiği yolunda beliren ikinci gerekçesine katılmaktayım. Bundan başka S.S.K.nun davacıyı 20 yıl kadar sigortalı sayıp primini alması ve böylece davacıyı sigortalılığına inandırmasına rağmen bilahare bu haktan yoksun bırakması iyi niyet kuralları dışında Sosyal Güvenlik Hukukunun temel ilkeleriyle de bağdaşmaz. Zira bu hukuk dalının amacı kişilerin halde ve gelecekte geçim ve sağlık gibi yönlerden güvenceye kavuşturulmalarını sağlamaktadır. Gerçekten Kurumun davacıyı uygun bir sürede uyarmayıp aradan yıllar geçtikten sonra ve aylık bağlama zamanında vecibelerini yerine getirmemesi, afaki iyi niyet kurallarıyla bağdaşmadığı gibi Devlete olan güven duygusu da sarsılmış olur. Sadece bu ve çoğunluğun ikinci gerekçesinde açıklanan nedenlerle kararın bozulması oyundayım.
Full & Egal Universal Law Academy