(1475 S. K. m. 1) (506 S. K. m. 2) (818 S. K. m. 313, 322)
Dava: Davacı, davalıya ait işyerinde 20.5.1988-30.6.1989 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesi istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davada, 20.5.1988-30.6.1989 tarihleri arasında davalıya ait terzihane işyerinde hizmet akdi ile çalıştığının tespitine karar verilmesi istenmiştir.
Davacının, anılan tarihler arasında davalıya ait terzihane işyerinde çalıştığı, pantolon diktiği, parça başına ücret aldığı, ayrıca diğer terzilerden de iş alıp evinde diktiği, tanıkların bir birini doğrulayan ve tamamlayan ifadeleri ile sabit olmuştur. Uyuşmazlık taraflar arasındaki ilişkinin hizmet akdi ilişkisi olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Çalışma, Borçlar Kanununun 313. maddesinde belirtilen çerçeve içinde ve zaman ile bağımlılık unsurlarını içerecek biçimde gerçekleşmiş ise aradaki ilişkinin hizmet akdine dayandığının kabulü gerekir. Zaman unsuru, çalışanın işgücünü, belirli ya da belirli olmayan bir süre içinde, işverenin buyruğunda bulundurmasını kapsar. Çalışan, bu süre içinde işverenin buyruğu ve denetimi altında (bağımlı olarak) edimini yerine getirecektir. Bununla birlikte ayrık durumlar dışında, sigortalı sayılabilmek için bunlardan ayrı olarak, hizmet sözleşmesinin öngördüğü edimin işverene ait işyerinde görülmesi ve ücret koşullarının da gerçekleşmesi gerekir. Davacı, davalıya ait işyerinde davalının denetiminde çalışmış ve parça başına ücret almış olduğuna göre hizmet akdinin zaman, bağımlılık, ücret ve işyeri koşullarının gerçekleştiği ortadadır. Kaldı ki, Borçlar Kanununun 322. maddesine göre, parça başına yapılan hizmet sözleşmesinde, işçi, işverenin nezareti altında çalışmamış olsa dahi aradaki hukuki ilişki, istisna akdi olmayıp hizmet akdidir. Davacının aynı zaman kesiti içinde diğer işverenlerden parça başına iş alıp edimini evinde yerine getirmesi, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 2/1. maddesi açıklığı karşısında aradaki ilişkinin mahiyetine etkili olmadığı da açıktır.
Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeden davanın kabulü yerine reddi yolunda hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.
O halde, davacının bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 19.06.1990 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy