(506 S. K. m. 26, 28, 38, 53, Geç. m. 16)
Meslek hastalığı sonucu malul kalan sigortalı işçi için yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rucüen ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; davanın reddine ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davacı avukatı tarafından istenilmesi üzerine; tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 26/1. maddesi olup; dava, sigortalıya meslek hastalığı sonucu % 28 meslekte kazanma gücü kaybı oranına göre bağlanan gelirlerin peşin değerinin tahsili istemine ilişkindir.
Sigortalı Mehmetin; davalıya ait işyerinde 12.8.1974 ile 7.11.1974 tarihleri arasında Emanet işleri Uygulama Dairesinde düz işçi, 1980 yılında savunma sekreterliğinde muhafız olarak 166 gün, 1981-1982-1983 yıllarında da toplam 657 gün çelikhanede dökümcü olarak çalıştığı, işyerinden 1983 yılında ayrılması akabinde bir yıl cezaevinde kaldığı, 6.12.1983 tarihinde kendisinde % 8,1 oranında C 5 Mesleki KOAH saptandığı, 28.10.1992 tarihinde meslekte kazanma gücü kaybı oranının % 28e yükselmesi üzerine sigortalıya meslek hastalıkları sigortası kolundan gelir bağlandığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Öncelikle, sigortalıdaki hastalık ile çalışılan işyeri ve oradaki çalışma koşulları arasındaki uygun neden sonuç bağının varlığı SSSİT ve buna ek liste çevresinde ve gereğinde ehil bilirkişiden mütalaa alınmak suretiyle belirlenmelidir. Giderek eski işten fiilen ayrılma zamanı ile hastalığın meydana çıkması arasında o hastalık için SSSİT de belirlenen yükümlülük süresinden daha uzun bir sürenin de geçmemiş olması yönü göz önünde tutulmalıdır.
Yapılacak araştırma sonucu olumlu sonuca varılması halinde, meslek hastalığının sigortalının ayrı zamanlarda değişik işverenlere ait işyerlerinde çalışmasından doğması ve ilerlemesi halinde bu işverenler arasında Borçlar Kanununda öngörülen dayanışmalı sorumluluk ilkelerinin uygulanması mümkün olmayacağından müteratik illiyet paylarının belirlenmesi gerekir.
Dava konusu olayda sigortalıda saptanan C 5 Mesleki KOAH hastalığı, işyerinden ayrılmadan önce meydana çıkmıştır ve 6.12.1983 tarihinde % 8,1 oranında meslekte kazanma gücü kaybına neden, olmuştur ve bu haliyle gelir bağlanmasını gerektirecek ağırlıkta olmadığı doğaldır.
Ne var ki, işten ayrıldıktan 9 yıl sonra meslekte kazanma gücü kaybı aylık bağlanmasını gerektirir bir ağırlığa ulaşmıştır. Böyle hallerde, meslekte kazanma gücü kaybı oranın oluşmasında işte çalışırken saptanan meslek hastalığının payı öngörülebilir ise de, işyerinden ayrıldıktan sonraki zamanda, sigortalının meslekte kazanma gücü kaybını gerektirebilecek, ya da hızlandırabilecek, kimi işlerde çalışması ya da sigortalının 506 sayılı Kanun m. 17 çevresinde hekimin bildirdiği tedbir ve tavsiyelere uymaması, tedavinin kabul edilmemesi gibi olgular da etkili olabilir. Diğer bir deyimle müterafik illiyet ve kusur söz konusu edilebilir. Bu nedenle, sigortalının işyerinden ayrıldıktan sonra zaman diliminde kişisel yaşantısı ve iş hayatının mahkemece araştırılması ve bu gibi müterafik illiyet kusur paylarının belirlenmesi gereklidir. Giderek her ne kadar Sosyal Sigortalar Kurumunun cevabi yazısında sigortalının Erdemirden 15.4.1983 tarihinde ayrılmasından sonra sigortalı çalışmasının bulunmadığı bildirilmiş ise de Kuruma bildirilmeden kaçak çalıştırılması mümkün bulunduğundan bu konuda gerekirse sigortalı Mehmet isticvap edilerek işten çıkış tarihinden, meslek hastalığı sonucu % 28 oranında meslekte kazanma gücü kaybının saptandığı 28.10.1992 tarihleri arasında çalıştığı işyerleri konusunda beyanı alınmalıdır.
Meslek hastalığının giderek artan ve meslekte kazanma gücü oranı kaybına yol açan bir karakteri var ise de, sigortalı işyerinden ayrılmakla işyerinin zararlandırıcı etkenlerinden de uzaklaşmış olacağından, sonuçla, işyeri arasındaki nedensellik bağının ve başka nedenlerin rolü olup olmadığının inandırıcı ve hiçbir kuşku ve duraksamaya yol açmayacak biçimde ve ilim ve fenne uygun bir şekilde saptanması zorunludur. Öte yandan, işyerinden ayrılma tarihi ile kazanma gücü kaybının tesbiti tarihi arasında geçen zamana göre meslek hastalığının, tıp ilmine göre ulaşılabileceği seviye makul ve ilim ve fenne uygun görülemiyorsa, özellikle öteki etkenlerin katkısı göz önünde tutulmalıdır. Değişik etkenlerin sonuçtaki meslekte kazanma gücü kaybındaki paylarına göre sorumlular saptanmalıdır. İşyerinden ayrılmadan önceki çalışmaları nedeniyle oluşacak kaçınılmaz maluliyet payı ile varsa işverenle ilgili olmayan etkenlerin yol açtığı maluliyet payları toplamı meslekte kazanma gücü kaybından düşülerek kalan kazanma gücü kaybı oranına göre işverenin kusuru belirlenmeli ve bu kusur oranı, rücu tazminatının hesabında esas alınmalıdır.
İşbu fiili ve hukuki gerçekler göz önünde tutulmaksızın eksik araştırma ve incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
O halde, davacı vakilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA, sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, davacı avukatı yararına takdir edilen 6.000.000. lira duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, 20.06.1995 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy