(506 S. K. m. 60, 61)
Dava: Yaşlılık aylıklarının kesildiği tarihten itibaren ödenmesine devam edilmesi ve 1.8.1987-23.5.1995 tarihleri arasında ödenmiş bulunan yaşlılık aylıklarının istirdadına ilişkin Kurum işleminin iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davacı Avukatınca istenilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 28.09.1999 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı adına Avukat Temel ile karşı taraf adına Avukat N. geldiler. Duruşmaya başlanarak, hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi Neslihan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davacı, 2147 sayılı Kanun gereğince yurt dışında geçen çalışmalarını borçlandığını; davalı Kurumdan 27.7.1987 tarihinde yaşlılık aylığı tahsisi için talepte bulunması üzerine 2147 sayılı Kanuna göre borçlandığı yurt dışı hizmet süresi ile Türkiye'de geçen sigortalılık süreleri gözetilerek 1.8.1987 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığını ancak sonradan yurda kesin dönüş yapmadığı, yurt dışında fiilen çalıştığından bahisle 2147 sayılı Kanuna dayalı yaşlılık aylığı tahsisinin iptal edildiği ileri sürerek yaşlılık aylıklarının kesildiği tarihten itibaren ödenmesine devam edilmesini ve 1.8.1987 ile 23.5.1995 tarihleri arasında ödenmiş bulunan yaşlılık aylıklarının kendisinden istirdadına ilişkin kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
2147 sayılı Kanunda; yurt dışında geçen çalışmaların borçlanılabilmesi ve yaşlılık aylığı tahsisi için yurda kesin dönüş yapmak, yurt dışında fiilen çalışıyor olmamak koşullarının arandığına dair herhangi bir hüküm mevcut bulunmamaktadır. Her ne kadar, 2147 sayılı Kanunun geçici 2. maddesine göre sırf bu kanunun uygulanma şeklini göstererek üzere çıkarılan yönetmeliğin 13. maddesinde tahsis yapılabilmesi için istek sahibinin yurda kesin dönüş yapmış olması koşulu öngörülmüş ise de; işbu hüküm 2147 sayılı Kanuna aykırı bir yasal düzenlemedir. Giderek normlar hiyerarşisi içinde uyuşmazlıkların çözümünde; anayasal ve yasal kuralların uygulanabileceği saptandığı takdirde tüzük, yönetmelik, genelge, tamim gibi yürütme organı ve idareye ait ve alt sırada bulunan tasarruflarla sonuca gidilemeyeceği ilkesi çevresinde; dava konusu uyuşmazlığın 2147 sayılı Kanun kapsamında çözümlenmesi ve bu tahsis için yurda kesin dönüş yapmak yurt dışında fiilen çalışmamak koşullarının aranmaması gerekir. Nitekim 2147 sayılı Kanunun uygulanma esasları hakkındaki yönetmeliğin 13. maddesi sonradan 11.9.1993 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelikle yürürlükten kaldırılmıştır.
Mahkemece, davaya konu istem hakkında yukarıda öngörülen hukuki esaslar çevresinde hüküm tesisi gerekirken aksinin kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde davacının bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Davacı Avukatı yararına takdir edilen 65.000.000.-Lira duruşma Avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, 28.09.1999 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy