(506 s.Y.m. 20) (743 S. K. m. 161) (818 S. K. m. 43, 44)
Davacı, trafik kazasında malul kalan sigortalı işçi için yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hükmün, Davacı ve davalılardan Remzi Koçak ve Hasan Süzer Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine (...) gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Davalı Sefer Ulaş trafik kazasına karışan karşı aracın sürücüsü olup davalı işveren Hasan Süzer ile sigortalı işçisi davalı Remzi Koçak arasında iş kazasından kaynaklanan işçi işveren ilişkisinin dışında kalan kişidir. Bu nedenle trafik kazasının meydana gelmesinde sonuca etkili olan kusurlu hareketi aynı ve buna ilişkin kusur oranının da sabit olması gerekeceği tabiidir. Bir başka anlatımla, davalı Remzi Koçak'a kendisinin ve sigortalı Sultan'ın yaralanmasından dolayı farklı oranlarda kusur tayininde isabetsizlik söz konusu değilse de, davalı Sefer Ulaş yönünden olaydaki maddi olgu ve hukuki ilişki değişmediğinden Remzi'nin yaralanmasından dolayı 2/8. diğer sigortalıların yaralanmasından dolayı ise 1/8 oranında kusurlu kabul edilerek buna göre karar verilmesi çelişkili bulunarak yerinde görülmemiştir. Şu hale göre, davalı Sefer Ulaş yönünden kusur oranları arasındaki bu çelişki giderilmeli, ancak davalı Sefer Ulaş kararı temyiz etmediğinden, davalı Sosyal Sigortalar Kurumu lehine oluşan usulü kazanılmış hak durumu da gözetilmelidir.
2-Ayrıca, % 100 malul kalan ve bakıma muhtaç olduğu anlaşılan Sultan Keş'in maddi zarar hesabına 506 sayılı Kanunun 20. maddesi gereğince bakıcı ücretine ilişkin zarar miktarının eklenmesi gerekir.
Burada çözümlenmesi gereken hukuksal sorun, zararlandırıcı sosyal sigorta olayı sonucu başkasının bakımına muhtaç duruma düşen sigortalının bakım masrafı yönünden zararının nasıl hesaplanacağıdır. Hemen söylemek gerekirse başkasının bakımına muhtaç olan sigortalının tazmin sorumlularından bakım ücretini isteyebileceği kabul edilmelidir. Zira bakım olgusu karşısında sigortalının kendisine bakacak kişiye ücret ödeyeceği hayatın olağan akışına ve yaşam deneyimlerine uygun düşen bir gerçektir. Bu kişiye bakım ücreti isteme hakkını tanımamak, onun ölümünü istemekle eş değerdedir. Oysa, insan yaşamının kutsallığı her türlü maddi değerlerin üstündedir.
Bakım ücretinin ne şekilde hesap edilmesi gerektiği meselesine gelince: Kuşkusuz sigortalı kendisine baktırmak için başkasının yardımından yararlanacak ve yararlandığı kişi veya kişilere ücret ödeyecektir. Ödenecek bu ücretin peşin sermaye değeri, sigortalının bakımdan doğan zararıdır. Konu ülke genelinde düşünüldüğünde, kural olarak sigortalının kendisine asgari ücretle baktırabileceği üstün olasılık dahilindedir. O nedenle, karar tarihine en yakın asgari ücret tarifesi esas alınmalı, asgari, ücretin net miktarı saptanıp bilinen dönemden sonrası için iskontolama işlemi yapılmalı, bilinen dönem yönünden ise gerçek belli iken varsayıma gidilemeyeceğinden, hesap raporu tarihinde belli olan en son asgari ücret tarifesi dikkate alınmalı, bakım ücretiyle birlikte, sigortalının diğer gerçek zararı da (=tavan) hesap edilmeli ve tavan denetlemesi yapılırken bakım gideri tutarı tavana eklenmek suretiyle sonuca gidilmelidir.
Genel kural,bakım ücretinin asgari ücret üzerinden hesabedilmesi gerektiği biçiminde ise de, her somut olayın özellikleri dikkate alınmak suretiyle kanıtlandığı takdirde asgari ücretin üzerinde veya altında saptanacak herhangi bir ücret miktarı hesaplamaya esas alınabilir.
Öte yandan, başkasının bakımına muhtaç sigortalının aile birliği içinde kendisine baktırmada eşinin yardımından yararlanmasının Medeni Kanun madde 151'de öngörülen müzaheret yükümü (=yardım yükümü) gereği bulunması ve yine başkasının bakımına muhtaç sigortalının herhalde gelirinden bakım için bir miktar pay ayırması gerekeceğine ilişkin olgu gibi Borçlar Kanunu'nun 43 ve 44. maddelerinin uygulanmasını gerektiren bir sebebin varlığı halinde bakım için hesap edilen zarar miktarından indirim yapılabileceği de göz ardı edilmemelidir. Yeri gelmişken bakım ücretinin Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 20/4. maddesinde öngörülen %50 oranında artırım esasına göre hesap edilebilip hesap edilemeyeceği konusu üzerinde de durulması gerekli görülmüştür.
Bilindiği gibi anılan madde gereğince, şayet sigortalı bir başkasının bakımına muhtaç ise bağlanan gelir %50 oranında artırılır. Bu durumda bakım ücreti hesap edilirken Mahkemece tespit edilen tavanın %50'si bakım ücreti olarak kabul edilebilir mi sorusuna cevap vermek açısından hemen söylemek gerekirse, kabul edilemez. Zira gerçek belli iken başka bir yöntemin benimsenmesi geleneksel tazminat hukuku ilkelerine aykırın düşer. Olaydaki gerçek durum, diğer anlatımla sigortalının bakım için ücret ödemesi olgusuna gelince, ödeyeceği ücret, tavanın %50'sinin altına inebileceği gibi üstüne de çıkabilir. Esasen sigortalının gerçek zararının tespit edilmesi gereken ilkeler ile Kurum'un gelir bağlamasında Sosyal Sigortalar Kanunu'nun ortaya koyduğu ilkeler biri birinden farklı olduğundan tavanın %50'sinin bakım ücreti olarak değerlendirilmesi düşünülemez.
Mahkemece, açıklanan ilkeler doğrultusunda bakım ücretinin ne miktar olduğunun araştırılıp incelenmemesi ve tavan denetlemesinin buna göre yapılmamış olması usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Kuşkusuz kararı temyiz etmeyen diğer davalı Sefer yönünden Kurum lehine, oluşan usulü kazanılmış hak durumu gözetilecektir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 30.01.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy