(2926 S. K. m. 47) (6762 S. K. m. 1301) (743 S. K. m. 439, 917) (506 S. K. m. 26) (2709 S. K. m. 129) (818 S. K. m. 50)
Dava: Davacı, trafik kazasında ölen sigortalının hak sahiplerine yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği hüküm altına almıştır.
Hükmün, davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Hatice Kamışlık tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Bağ-Kur; trafik iş kazasında ölen tarım Bağ-Kur sigortalısının H. Kutlu'nun hak sahiplerine bağladığı gelirlerde meydana gelen artışların davalı H. Aydın'dan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece artış talebinin kabulüne karar verilmiştir.
Davada çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, 2926 Sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 47. maddesi uyarınca, Bağ-Kur'un, üçüncü kişinin suç sayılır hareketi sonucu bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasını gerektiren bir durumun doğması halinde 3 kişiden, yapılan yardımının ilk peşin değerini mi, yoksa bu yardımlardaki artışı da isteyip isteyemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Şu haliyle davanın yasal dayanağı sözü edilen 2926 Sayılı Yasanın 47 nci maddesidir. Bağ-Kur'un anılan maddeye dayanılarak rücu hakkını kullanabilmesi için 3 ncü kişinin suç sayılır hareketinin gerçekleşmiş olması ve sigortalıya Kanunda sayılan yardımların yapılması gerekir. Olayda davalının suç sayılır hareketi ile Bağ-Kur'lunun öldüğü ve hak sahiplerine aylık bağlandığı, davacının Bağ-Kur'luya bağlanan ilk peşin değerli aylığın tahsili için daha önce rücu davası açtığı, mahkemece ilk peşin değerli aylığa hükmedildiği, verilen kararın kesinleştiği işbu dava ile aylıklardaki artışın istendiği görülmektedir. Bilindiği gibi Bağ-Kur, yürürlükteki katsayıyı uygulamak suretiyle sigortalıya aylık bağlamakta, müteakip senelerde bütçe kanunu ile saptanan katsayıya göre daha önce bağlanan aylıkları arttırmaktadır. Bağ-Kur'un bağlanan ilk aylığın peşin değerini isteyebileceği çekişmesizdir. Uyuşmazlık, Kanunla aylıklarda yapılan artışın peşin değerinin istenilebilip istenilemeyeceği konusu üzerinde yoğunlaşmaktadır. Hemen belirtelim ki, artışların rücu yolu ile istenebilmesi için yasanın özü ve sözünün böyle bir yoruma uygun olması gerekir. Oysa 47 nci maddede aynen .... Kurumun, sigortalı veya hak sahiplerine bu kanunda belirtilen gerekli yardımları yapar ... 3 ncü kişilere rücu eder hükmü yer almakta olup artışların istenebileceğine dair herhangi bir hükme yer verilmemiştir. Aksinin kabul edilmesi halinde tazmin sorumlusunun devamlı olarak yıllarca dava tehdidi altında bırakılmasına üstünlük tanınır ki, böyle bir yorum hukukun evrensel kurallarına aykırı düşeceği gibi yasa koyucunun bu şekilde hukuka aykırı sonuç doğuracak biçimde norm koyması düşünülemez. O halde madde, konulan amacına uygun olarak yorumlandığında artışların istenemeyeceği sonucuna ulaşılacağında kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.
Sağlıklı ve doğru bir sonuca ulaşabilmek için Bağ-Kur'un 2926 sayılı Yasanın 47. Maddesinden doğan rücu hakkının hukuki temelinin ne olduğunun bilinmesi gerekir. Rücu hakkının halefiyet esasına dayandığı düşünülebileceği gibi, Kanundan doğan bağımsız bir hak olduğu da düşünülebilir. Öğretide, bu tür bağımsız rücu hakkına basit rücu hakkı veya alelade rücu hakkı da denmektedir.
Şayet Bağ-Kur'un rücu hakkının hukuksal niteliğinin bağımsız rücu hakkına (basit rücu hakkına) dayandığı görüşü benimsendiği takdirde halefiyet ilkesinden söz edilemeyeceği açıktır.
Bilindiği gibi herhangi bir hakkın halefiyet esasına dayandığı kabul edilecek olursa, halef olanın hukuksal statüsü halef olunanınkine tabi olur. Halef olunanın hak ve yükümlülükleri ile sınırlı biçimde talepte bulunulabilir. Başka bir deyişle, halef olunanın sahip olduğu haklardan daha fazlası kullanılamayacağı gibi hak sahibinin daha azı ile yetinmesi de istenemez.
Öte yandan bir hakkın halefiyet esasına dayandığının kabulü, yasalarda açık bir hükmün mevcut olmasına bağlıdır. Örneğin Türk Ticaret Kanununun 1301. maddesinde sigortacının rücu hakkının halefiyet esasına dayandığı açıkça gösterilmiş, keza Medeni Kanunun 439. maddesinde de mirasçıların halefiyet yoluyla murisi temsil ettikleri belirtilmiştir.
Başka bir yönden, yasalarda yer alan halefiyete ilişkin hükümler istisnai nitelikte hükümler olup genişletici yoruma tabi tutulamayacağı gibi kıyasa dahi esas olamazlar. Nitekim Yargıtayımız da aynı görüştedir. (Bkz. Yarg. İç. Bir. Kr., 23.5.1960 T., 11 E., 10 Kr.) Keza öğretinin görüşü de aynı doğrultudadır.
Yapılan bu açıklamaların ışığında Bağ-Kurun rücu hakkının halefiyet esasına dayanıp dayanmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır. Hemen söylemek gerekirse 2926 sayılı Yasa'nın ne 47. maddesinde, ne de diğer maddelerinde rücu hakkının halefiyete dayandığına dair herhangi bir hüküm mevcut değildir. Keza anılan yasada, halefiyeti çağrıştıracak başka bir hüküm de bulunmamaktadır. Böyle olunca da 47. maddede yer alan rücu hakkının halefiyet ilkesine dayandığı kabul edilemez. Her ne kadar Sosyal Sigortalar Kurumunun, 506 sayılı Kanunun 26. Maddesinden doğan rücu hakkının halefiyete dayandığı görüşü Yargıtayca benimsenmiş ise de (YİBBGK. 1.7.1994 T.1992-3 E. 1994-3 K.), anılan 26. maddenin düzenleme biçimi ile söz konusu 47.maddenin düzenleniş biçimi tamamen birbirinden farklıdır. Kaldı ki 26. maddede yer alan hüküm kıyas yoluyla 47. maddeye uygulanamaz. Zira yukarıda ifade edildiği gibi halefiyete ilişkin hüküm istisnai nitelikte bir hükümdür. Hal böyle olunca bu davada, Bağ-Kur'un 506 sayılı Yasanın 26. maddesinde olduğu gibi sigortalının veya hak sahiplerinin isteyebileceği miktar kadar (tavan kadar) tazmin sorumlusundan talepte bulunabileceğine ilişkin ilkenin uygulama yeri bulunmamaktadır. Zira Sosyal Sigortalar Kurumu 506 sayılı Yasa'nın 26. Maddesine göre açmış olduğu rücu davalarında, şayet ilk açtığı rücu davasında hükmolunan miktar sigortalının veya hak sahiplerinin işverenden isteyebileceği miktardan az ise ileriki yıllarda gelirlerde meydana gelen artışlardan ötürü tavanla sınırlı biçimde davalar açabilmektedir. Bu mantıktan hareketle Bağ-Kurun da aynı biçimde artış davaları açabileceğini düşünmek, Kanunda yer almayan yeni bir hüküm koymak anlamına gelir ki yargı gücünün böyle bir yetkisinin bulunmadığı Anayasa'nın ortaya koyduğu hukuksal bir gerçektir.
Bağ-Kur'un rücu hakkının halefiyet esasına dayanmadığı anlaşıldığına göre bu hakkın Kanundan doğan bağımsız bir rücu hakkı (basit rücu hakkı) olduğu açıktır. Bağ-Kur'a böyle bir rücu hakkının tanınmasının amacı ikidir. Birincisi, Bağ-Kur sigortalılarını suç sayılır eylemlere karşı korumak, kişilerin sigortalılara karşı daha dikkatli davranmalarını sağlamak, ikincisi de Bağ-Kur'a gelir sağlamaktır. Nitekim pozitif hukukumuzda bu tür rücu hakkının tanındığına ilişkin örnekler vardır. Anayasanın 129., Medeni Kanunun 917. ve Borçlar Kanununun 50. maddesi gibi. Anılan maddelerin hiçbirinde hak sahipleri, rücu haklarını halefiyet esasına göre kullanmazlar. Tanınan hak tamamen kanundan doğan bağımsız basit rücu hakkı dır.
Hal böyle olunca Bağ-Kur, ancak ilk bağladığı aylığın peşin değerini isteyebilir. İleriki yıllarda aylıklarda meydana gelen artışları isteyemez. Hukuk Genel Kurulu da aynı görüştedir. (Yarg. HGK 18.3.1998 T.183 E. 233 K.)
Öte yandan, sigortalının tazmin sorumlusundan isteyebileceği miktarın (tavanın) hesaplanmasına, keza tazmin sorumlusunun sigortalıya veya hak sahiplerine yapmış olduğu ödemelerin düşülmesine de gerek kalmamaktadır. Böyle bir sonuca varılmasının nedeni, rücu hakkının halefiyet ilkesine dayanmaması ve bertaraf edilemeyeceği gerçeğidir. Aksi takdirde tazmin sorumlusu ile sigortalı veya hak sahipleri anlaşarak rücu hakkını önleyici sözleşmeler yapabilirler.
Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı düşüncelerle kabulü yolunda hüküm kurulmuş olması usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03.06.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy