(506 S. K. m. 22, 26) (1086 S. K. m. 237)
Dava: Davacı, yersiz ödemeden kaynaklanan 13.040.691.047.-liranın (sigortalının hak sahibine yapılan cenaze gideri ve fiili ödeme düşüldükten sonra) 13.09.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Kurumdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Mustafa Arınmış tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava hukuki nitelikçe; davacı işveren şirkete ait işyeri çalışanı iken 14.05.1997 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahibi eşine bağlanan gelirlerin peşin değeri ile cenaze giderinin işverenden tahsili için açılan rücu davasının kabulüne dair kararın Yargıtay onanmasından da geçmek suretiyle kesinleşmesi üzerine, ilamlı icra takibi yoluyla iş bu alacağın Kuruma ödendiği, ne ki, hak sahibi eşin sonradan evlenmesi nedeniyle eşe bağlanan gelirin kesilerek fiili ödemeye dönüştüğünden bahisle rücu davasında eşe bağlanan gelirden dolayı Kuruma ödenen miktardan eşe yapılan fiili ödemenin işverenin kusur payı karşılığının düşülmesiyle kalan alacağın yasal faiziyle birlikte sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanılarak davalı Kurumdan tahsili istemine ilişkindir.
İşveren şirkete ait işyeri sigortalısının 14.05.1997 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu vefat etmesi üzerine hak sahibi eşine bağlanan gelirlerin işverenle işyeri şantiye şefi ve kazı saha sorumlusu 3. kişilerden rucüen tahsili amacıyla Sosyal Sigortalar Kurumunca 506. sayılı Kanunun 26. maddesi kapsamında açılan rücu davasında; sigorta olayının vukuunda davalıların toplam %90 oranında kusurlu bulunmaları üzerine davanın kabulüne karar verilerek bu karar Yargıtay'ca da onanmak suretiyle kesinleşerek konusunu teşkil eden husus hakkında bir başka anlatımla rücu davasına konu tazminatın işverenden tahsiline ilişkin olarak maddi anlamda kesin yargı durumu oluşmuştur.
Nitekim kesinleşmiş bu ilama dayanılarak Kurumca işveren aleyhine açılan icra takibi üzerine de, asıl alacak işveren şirketçe Kuruma ödenmiştir.
Diğer taraftan maddi anlamda kesin hükmün; HUMK. madde 445. ve devamında düzenlenen yargılamanın iadesi davası yada değişiklik davası yoluyla kaldırılmadıkça; mahkemeler, yasama, yürütme organları ve idare yönünden bağlayıcı nitelik taşımakta olduğu tartışmasızdır.
Hal böyle olunca da, tazmin sorumlularının (işveren ya da 3. kişilerin); Kurumun 506 sayılı Kanunun 26. maddesi hükmü kapsamında kesinleşen rücu alacağı nedeniyle Kuruma yapmış oldukları ödemeleri sonradan, sigortalı ya da hak sahiplerine bağlanan gelirlerin kesilerek fiili ödemeye dönüştüğünden giderek Kurumun bu nedenle sebepsiz zenginleştiğinden bahisle Kurumdan iadesini talep etmeleri mümkün değildir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuksal esaslar gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme sonucu davanın reddi yerine yazılı biçimde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 21.02.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy