(506 S. K. m. 26) (1479 S. K. m. 63) (1086 S. K. m. 43, 45, 48)
Dava: Davacılar, iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan peşin değerli gelirler ile yapılan harcama ve ödemeler nedeniyle uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini, davalılar ve karşı davacılar ise, Davalı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nden fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla maddi ve manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davacılardan Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı tarafından açılan davanın kabulüne, davacı Bağ-Kur tarafından açılan davanın kısmen kabulüne, davacılar ve karşı davacılar davasının ise kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacılar Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur ile davalı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Ayşe Barutçu tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Bünyan Asliye İş Mahkemesinin 1999/99 Esasında kayıtlı rücu davası ile; Sosyal Sigortalar Kurumu iş kazasında ölen Grayder yağcısı Mustafa İpek'in hak sahiplerine bağlanan gelirleri sigorta olayında kusuru bulunan ve aynı olayda ölen Köy Muhtarı Tuncay Bulkurcu'nun mirasçılarından talepte bulunmuştur.
Bağ-Kur Genel Müdürlüğü aynı mahkemenin 1999/289 Esasında kayıtlı rücu davası ile yine aynı iş kazasında ölen köy muhtarı Tuncay Bulkurcu'nun hak sahiplerine bağladığı gelirlerin bir kısmının grayderi kullanan yağcı Mustafa İpek'in mirasçılarından ve grayder maliki Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünden talep etmiştir. Ayrıca, Bağ-Kur Genel Müdürlüğü 2002/324 Esasında kayıtlı dava ile, aynı davalılardan %80 nisbetindeki kusurlarına tekabül eden bakiye rücu alacağını talep etmiş bu iki dosya yukarda bahsedilen ve Sosyal Sigortalar Kurumunun açtığı Bünyan Asliye İş Mahkemesinin 1999/99 Esasında kayıtlı dava dosyası ile birleştirilmiştir.
Bünyan Asliye İş Mahkemesinin 1999/270 esasında kayıtlı tazminat dosyası ile; iş kazasında ölen köy muhtarı Tuncay Bulkurcu'nun hak sahipleri Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünden maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlar bu dosyada SSK.'nın açtığı rücu davası dosyasıyla birleştirilmiştir.
Mahkeme, yaptığı yargılama sonucunda, Sosyal Sigortalar Kurumunun ve ölen köy muhtarının mirasçılarının açtığı davaları kabul etmiş, Bağ-Kur vekili tarafından açılan rücu davasının ise kısmen kabulüne karar vermiştir.
Sigorta olayı; 01.07.1998 günü Karadayı-Yünören Köyü arasındaki yol bakım onarım işi Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğüne ait Garayder ile yapılmakta iken, mesai bitimi sonrası köy muhtarının ısrarı üzerine, grayder yağcısı ile gece karanlığında köy yolu üzerinde çalışma yapılırken 5-6 metre derinliğindeki çukura grayderin düşmesi sonucu grayderi kullanan yağcı Mustafa İpek ve köy muhtarının iş kazası sonucu ölmesi şeklinde gerçekleşmiştir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 45/III. maddesinde, Davaların aynı sebepten doğması veya biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması halinde bağlantı var sayılır kuralı yer almıştır. Öte yandan, aynı Yasanın 43. maddesinde ve 2. bentlerinde ... hak veya borcun iştirak halinde bulunması veya müştereken bir muameleden doğması veya davanın her biri hakkında aynı sebepten neşet etmesi halinde davalar arasında bağlantı bulunduğuna yer verilmiştir. Ancak Sosyal Sigortalar Kurumunun açtığı rücu davası 506 sayılı Kanunun 26. maddesine dayandığı halde Bağ-Kur'un açtığı rücu davası 1479 sayılı Kanunun 63. maddesine dayanmaktadır. Yine, iş kazası sonucu ölen köy muhtarının mirasçılarından Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü aleyhine açtığı maddi ve manevi tazminat davası Borçlar Kanunu, Medeni Kanun ve Karayolları Trafik Kanununa dayanmaktadır. Görülüyor ki, birleştirilen davaların tarafları ayrıdır. Hukuki konuları farklıdır. Bu davalara bakacak olan mahkemelerin uyguladıkları yargılama usulleri değişik özellik arzetmektedir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 43. maddesi anlamında davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı yoktur. Aynı Yasanın 45/3 maddesi anlamında bir bağlantıdan söz etmek mümkün değildir. Davalar arasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 43. veya 45/3 maddesi anlamında bağlantı bulunmadığı halde, mahkemenin dava dosyalarını birleştirme kararı verip, yargılamayı iyi bir şekilde yürüterek sonuçlandırması imkanı yoktur. Böyle bir durum yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesine engel olduğu gibi isabetli bir karar verilememesi sonucuna yol açar. Bağlantı bulunmadan yapılan bir birleştirme kararı sonuca etkili önemli bir usul yanlışlığı olduğundan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 48. maddesinin son cümlesindeki .... şu kadar ki, bu husus tek başına bozma teşkil etmez kuralının böyle bir durumda uygulanma yeri olmayıp mahkeme kararı tek başına bile bozma sebebi sayılarak hüküm bozulmalıdır.
Bütün bu anlatılanların ışığı altında mahkeme talep üzerine veya kendiliğinden davaların ayrılmasına karar vermek zorundadır.
Aşağıda gösterilen nedenlerle mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.
1- Bağ-Kur'un açtığı rücu davası 1479 sayılı Kanunun 63. md. kaynaklanmaktadır. Bu dava, halefiyet ilkesine dayanmayıp, Bağ-Kur Kanundan doğan bağımsız bir rücu hakkı sağlamaktadır. Tazmin sorumlularının hak sahiplerine bir ödemede bulunması Bağ-Kur'un rücu hakkını etkilemez. Bu sebeple Bağ-Kur tarafından hak sahiplerine bağlanan ilk peşin sermaye miktarının davalıların kusur oranına isabet eden kısmına karar verilmelidir. Hak sahiplerinin gerçek zarar miktarının bilirkişi tarafından belirlenmesine ihtiyaç yoktur.
Mahkemenin Bağ-Kur Genel Müdürlüğü tarafından açılan Bünyan Asliye İş Mahkemesinin 1999/289 Esas ve 2002/324 Esasında kayıtlı dava dosyalarının, Sosyal Sigortalar Kurumunun aynı mahkemede açtığı 1999/99 Esasında kayıtlı rücu davası dosyasından TEFRİKİNE, Bağ-Kur'un açtığı iki davanın birleştirilerek sonucuna göre karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
2- İş kazasında ölen köy muhtarının mirasçılarının açtığı Bünyan Asliye Hukuk Mahkemesinin 199/270 Esasında kayıtlı maddi ve manevi tazminat dosyasının da yukarda adı geçen Sosyal Sigortalar Kurumunun açtığı rücu dosyasından TEFRİK edilerek, Asliye Hukuk Mahkemesinin esasına kayıt edilerek, hak sahiplerinin tavan zararı bilirkişiye tespit ettirilerek, Bağ-Kur'un açtığı rücu davasında hükmedilen miktar düşüldükten sonra kalan maddi tazminata karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
3- Sosyal Sigortalar Kurumunun açtığı rücu davasında alınan ve hükme dayanak yapılan en son kusur raporu 506 sayılı Kanunun 26. maddesine uygun olarak düzenlenmemiştir. Özellikle, iş makinasını grayder yağcısına kullandıran iş yerinde emniyetli çalışma düzeni ve iş disiplini sağlamayan, köy yolunun yapımını fenni yeterliliği bulunmayan kişilerin teknik gözetim ve sorumluluğunda yürütmeyen işverenin sigorta olayındaki kusurunu irdelemeyen kusur raporunun hükme dayanak yapılması isabetli sayılamaz. Bu konuda konunun uzmanı 3. kişiden yeniden kusur raporu alınmalıdır. Yine ölen sigortalının hak sahiplerinin gerçek zararlarının hesap bilirkişi raporunda karar tarihine en yakın asgari ücret miktarının esas alınmayarak tavanın eksik tespiti isabetli olmadığı gibi, hak sahiplerinden Turan'ın 06.05.1989 doğumlu olduğu halde, tahsil yapıp yapmadığı araştırılmadan destek yaşının 18 ile sınırlandırılması da yerinde görülmemiştir. Karar bu nedenlerle usul ve yasaya aykırı olup, bozulmalıdır.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03.03.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy