(818 S. K. m. 116) (5502 S. K. Geç. m. 1)
Dava: Davacı, davalı Kurum işleminin iptali ile borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir. Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Dava, 1.2.1999 tarihinden 1479 Sayılı Yasa kapsamında yetim aylığı alırken, 1.6.2003 tarihinden itibaren Sosyal Sigortalar Kurumundan yaşlılık aylığı almaya başlayan davacının yersiz sağlık karnesi kullanımı sebebiyle davalı Bağ-Kur'a borçlu olmadığının tespiti istemine dair olup; mahkemece, davanın reddine karar verilmiş ise de;
Bağ-Kur'un alacağı niteliğindeki sağlık yardımlarının aynı zamanda Sosyal Sigortalar Kurumu yükümlülüğünü oluşturması, 20.05.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun geçici 1 inci maddesindeki düzenleme ile Sosyal Sigortalar Kurumu, Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu (Bağ-Kur) ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığının her türlü alacakları, hakları, borçları, görevleri ile birlikte hiçbir işleme gerek kalmaksızın anılan kanunun yürürlük tarihi itibarıyla, bu kanunla ihdas edilen Sosyal Güvenlik Kurumuna devredilmiş olması, Borçlar Kanunun 116 ncı maddesinin birinci fıkrasında yazılı olan Alacaklılık ve borçluluk sıfatlarının bir şahısta içtimaıyla borç sakıt olur hükmü karşısında, somut uyuşmazlıkta aynı maddi temelden doğan Bağ-Kur alacağı ile aynı tutardaki SSK borcunun yukarıda anılan Kuruma devredilmesi ile davaya konu borcun ortadan kalkmış bulunmasına göre, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, oyçokluğuyla 23.11.2006 gününde karar verildi.
KARŞI OY
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalının Bağ-Kur'dan ölüm aylığı almakta iken SSK'dan da kendisine yaşlılık aylığı bağlanmasından sonra hangi kurumdan sağlık yardımı alabileceği ve bu dönemde Bağ-Kur'ca sağlanan sağlık yardımlarının yersiz ödeme sebebiyle davacı tarafından davalı Bağ-Kur'a iade edilmesi gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Mahkeme, davacının SSK sigortalısı olduğu dönemde bu kurumdan sağlık sigortası yardımı alması gerektiği sonucuna vararak davanın reddine karar vermiştir. Öncelikle bu kararın dosya kapsamına ve 506 S.K. hükümlerine uygun olduğunu belirtmek gerekir. Esasen Dairemizin sayın çoğunluğu da bozma kararında içerik olarak bu hususu kabul etmiş olmakla birlikte her iki kurumun 5510 S.K. ile Sosyal Güvenlik Kurumu çatısı altında birleştiğini ve böylece Borçlar Kanununun 116. madde uyarınca alacaklı ve borçlu sıfatlarının bir şahısta birleştiğini, borcun sakit olması gerektiğini ileri sürerek davanın bu gerekçeyle kabul edilmesi gerektiği düşüncesiyle hükmü bozmuştur.
Her borç ilişkisinde zorunlu olarak üç unsur bulunması gerekir. Bunlar, edim, alacaklı ve borçludur. Bu unsurlardan biri olmayınca borç ilişkisinden söz edilemez. İşte Borçlar Kanununun 116. maddesi, bu üç unsurdan alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide toplanması halinde borcun sona ereceğini kurala bağlamıştır. Sayın çoğunluk maddeye yanlış anlam vererek, alacaklı Bağ-Kur ile sağlık harcaması yapmakla yükümlü görülen dava dışı SSK'nın aynı kurum tüzel kişiliği altında birleşmesini alacaklı ve borçlu sıfatlarının tek kişide birleşmesi gibi değerlendirmiş ve bu sebeple davanın reddi gerektiğine karar vermiştir.
Olayımızda Borçlar Kanunu 116. maddenin uygulanabilmesi için Bağ-Kur'un dava konusu alacağın hem alacaklısı hem de borçlusu olması daha başka bir anlatımla iki sıfatın davanın taraflarından birisi üzerinde birleşmesi gerekir. Oysa burada alacaklı Bağ-Kur ile dava dışı SSK birleşmiştir. Bu durum Borçlar Kanunu'nun 116. maddesinde ifadesini bulan bir sıfat birleşmesi olarak nitelendirilemez.
Bağ-Kur ile SSK'nun yargılama süresince ve bozma tarihi itibariyle tüzel kişilikleri devam etmektedir. Bağ-Kur'ca yapılan sağlık harcamalarının yersiz olduğu tartışmasızdır. Hal böyle olunca usul ve yasaya uygun olan mahkeme kararının onanması gerekir.
Açıklanan sebeplerle sayın çoğunluğun bozma kararına iştirak etmiyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy