10. Hukuk Dairesi 2007/20713 E., 2008/16617 K. BAĞ-KUR SİGORTALILIĞININ TESPİTİ
1479 S. ESNAF VE SANATKARLAR VE DİĞER BAĞIMSIZ ÇALIŞANL... [ Geçici Madde 18 ] 2926 S. TARIMDA KENDİ ADINA VE HESABINA ÇALIŞANLAR SOSY... [ Madde 36 ] 2926 S. TARIMDA KENDİ ADINA VE HESABINA ÇALIŞANLAR SOSY... [ Madde 5 ]
"İçtihat Metni"
Davacı, Ziraat odası kaydına istinaden 01.01.1971 tarihinden itibaren Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, tarım ya da esnaf Bağ-Kur'u ayrımı yapmaksızın 1981 den beri devam eden Ziraat odası kaydı ve 01.01.1981 - 01.12.1985 arasında devam eden vergi kaydına istinaden sigortalılık başlangıç tarihinin 20.04.1982 olduğunun tespitine karar vermiştir.
Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Alparslan Koçak tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
2926 Sayılı Kanun yönünden; Sigortalılık hak ve yükümlülüğü tescille başlar. Anılan kanunun 5. maddesi "2 nci madde kapsamına girenler, on sekiz yaşını doldurdukları tarihi takip eden yılbaşından itibaren sigortalı sayılırlar. Ancak, 7 nci maddede belirtilen süre içinde kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülükleri kayıt ve tescil edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren başlar" hükmünü içermekte olup; davacının bu kanun kapsamında tescil başvurusu bulunmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
2926 Sayılı Kanunun re'sen tescil ile ilgili 9. maddesinde yer alan "Bu kanuna göre sigortalı sayılanlardan, sigortalılıklarının başladığı tarihten itibaren üç ay içinde Kuruma kayıt ve tescillerini yaptırmayanların tescil işlemleri kurumca re'sen yapılır" hükmünün açıkça 2. maddeye göre Kanun kapsamında sayılan sigortalıların Kurumca re'sen tescil edilmeleri zorunluluğunu öngördüğü anlaşılmaktadır. Kaldı ki 5. maddede Tarım Bağ-Kur sigortalılığının zorunlu olduğu, sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılamayacağı ifade edilmiştir.
2926 Sayılı Kanuna tabi kişilerce 36. maddede sayılan kurum, şirket, işletme veya gerçek kişilere satılan ürün bedellerinden prim borcuna mahsuben %1 oranında kesinti yapılması ve bu kesintilerin anılan gerçek ve tüzel kişilerce ertesi ayın 20. günü akşamına kadar Bağ-Kur'a intikal ettirilmesi gerekir. İşte bu bağlamda sigorta primlerinin, ürün bedellerinden Bağ-Kur adına tevkif suretiyle, tahsili halinde kişinin yukarda izah edilen 5. maddede yer alan anlamda tescil işleminin bu tevkifat tarihinde gerçekleştiğinin kabulü gerekir.
Bu kapsamda davacının ürün bedellerinden tevkif suretiyle tahsil edilmiş herhangi bir prim kaydı bulunup bulunmadığı araştırılmış değildir. Öncelikle, davacının davaya konu dönemde herhangi bir Kurum, şirket, işletme veya gerçek kişiye tarımsal ürün satıp bu ürün bedelinden Bağ-Kur'a prim tevkifatı yapılıp yapılmadığı, tevkifatı yapan özel şirket ya da gerçek kişi ise tevkifatın Bağ-Kur'a intikal edip etmediği usulünce araştırılmalıdır. Herhangi bir ürün teslim edilmediği veya teslim edilen ürün bedellerinden Bağ-kur prim tevkifatı yapılmamış olduğunun anlaşılması halinde tescilin gerçekleşmiş olduğundan söz edilemeyeceğinden, salt tarımsal faaliyetin süregeldiğinden bahisle geriye dönük olarak sigortalılık tescili yapılamaz. Zira 1479 sayılı Esnaf Bağ-Kur ve 2926 sayılı Tarım Bağ-Kur yasalarında 506 sayılı Yasanın 79 maddesine mümas herhangi bir düzenleme bulunmadığından anılan yasalar çevresinde geriye yönelik hizmet tespiti suretiyle sigortalılık kazanılmasına da yasal olanak yoktur.
1479 Sayılı Kanun yönünden; Anılan Kanun, zorunlu sigortalılık şemsiyesi altına alınan "Esnaf ve Sanatkârlar ve diğer bağımsız çalışanlara" kanunda yazılı sosyal güvenlik hükümlerini uygulama amacını taşımakta olup, aynı yasanın 24/1-a ve 25.maddelerinde Bağ-Kur sigortalılığının, gelir vergisi mükellefiyetinin başladığı tarih esas alınarak belirlenmesi ölçütünü getirirken; 26.madde ile de, sigortalı olma hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılamayacağını, ayrıca, bu kanuna göre sigortalı sayılanların, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren üç ay içinde kuruma başvurarak kayıt ve tescil yaptırmalarının zorunlu olduğunu, aksi durumda, Kurum tarafından re'sen tescil işleminin yapılacağını hükme bağlamıştır.
Buna karşın, 1479 Sayılı Kanunda sigortalılık hak ve mükellefiyetlerinin belirli tarihlerden başlatılmasını zorunlu kılan düzenlemelere bakıldığında ise; gerek 1479 Sayılı Yasanın ek geçici 13. maddesi, gerek bilahare Anayasa mahkemesince tüm maddeleriyle iptal edilen 619 sayılı KHK ve gerekse, 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı yasa ile eklenen 1479 sayılı yasanın geçici 18. maddesi ile getirilen düzenlemelerde ortak nokta, tescilin belirtilen tarihlerden sonra yapılmasına karşın kanunda tanınan süreler içinde borçlanma hakkının kullanılabilecek olmasıdır. 1479 sayılı Yasanın geçici 18. maddesi hükmünde belirtilen şartları yerine getiren kişiler, maddede belirtilen sürelere ilişkin prim tutarlarını ödeyerek o döneme ilişkin süreleri sigortalı saydırabileceklerdir. Bu düzenleme ile borçlanma hakkı, 04.10.2000 tarihinden sonra zorunlu sigortalı olarak Bağ-Kur'a tescil edilmiş olanlardan, daha önce vergi kaydı bulunanlara tanınmıştır. Yine, aynı maddede sigortalılık hak ve yükümlülüklerinin başlaması için öngörülen tarihlerden itibaren, borçlanma hakkı belirtilen bu süreler dâhilinde kullanılmalıdır. Bu süreler içinde borçlanma hakkının kullanılmaması halinde ise, sonrasında Bağ-Kur sigortalılığının tespitine olanak bulunmamaktadır.
Bu bilgiler ışığı altında, muhtarlık görevinden dolayı 28.03.2004 tarihinde tescil edilen davacının 4956 Sayılı Kanun ile 1479 Sayılı Kanuna eklenen geçici 18. maddeden istifade etmeden milat olarak tanımlanan 04.10.2000 tarihinden öncesine ilişkin geriye dönük tescili mümkün değildir.
Anılan maddeden istifade için, sigortalının 02.08.2003 tarihinden başlayarak altı (6) aylık süre içerisinde (02.02.2004 tarihine kadar) vergiye kayıtlı olunan süre için borçlanma istemi olup olmadığı araştırılıp sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, bu konuda araştırma yapmaksızın yazılı gerekçe ile davanın kabulü isabetsizdir.
Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, eksik araştırma, inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 23.12.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy