(506 S. K. m. 2, 6, 79) (5510 S. K. Geç. m. 7)
Dava: Davacı, davalılardan işverene ait olan işyerinde 01.03.1992-31.03.1992 tarihleri arasında çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamda belirttiği şekilde davanın kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Kurum Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davanın yasal dayanağı, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7 nci maddesi uyarınca 506 sayılı Yasanın 79/10 uncu maddesidir. Anılan yasanın 6 ncı maddesinde ifade edildiği üzere, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez. Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, 506 sayılı kapsamında olup Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
506 sayılı Yasanın 2 nci maddesinde tanımını bulan sigortalı tabiri ile ifade edilen, bir hizmet akdine dayalı olarak işveren tarafından çalıştırılan kişi olup, hizmet akdinin temel unsurları ise, zaman ve bağımlılıktır. Başka bir deyişle, davacı belirli bir zaman içinde işverene bağımlı olarak çalışıyor ve emeğini işverene tahsis ediyor ise, bu durumda aralarındaki ilişki bir hizmet akdi ilişkisidir. Ne var ki, aynı yasanın 3 üncü maddesinde işverenin ücretsiz çalışan eşinin sigortalı sayılamayacağı belirtilmiştir.
Somut olayda, davacının çalışmasının niteliğine ilişkin olarak mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Davalı işverenin davacının eşi olduğu anlaşılmaktadır. Davaya konu dönemde işyerinde bir yardımcı eleman (ofis boy) bulunmasına ve yardımcı elemanın yapması gereken işler olan temizlik, çay-kahve işleri ve sekreterlik gibi ayrıca bir özellik taşımayan işlerin davacı tarafından yapılmasının toplum kuralları ve genel kabule aykırı düştüğü; kaldı ki, dava konusu dönemde davacının üç çocuk annesi olduğu ve çocuklardan birinin 1993 doğumlu olmakla annenin bakım ve ihtimamına muhtaç olduğu gözetilerek, davalı işverenin, hizmet akdiyle çalıştığını iddia eden eşini hayatın olağan akışına aykırı olarak sosyal güvenlik hakkından yoksun bırakmasının gerekçesi açıklığa kavuşturulup, tarafların göstereceği diğer delillerde araştırılarak, dava konusu döneme ilişkin olarak yeterli ve gerekli tüm soruşturma yapılıp uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip, deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum Avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 09.02.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy