(5510 S. K. m. 21) (506 S. K. m. 26) (818 S. K. m. 125) (1086 S. K. m. 459) (YHGK. 13.10.2004 T. 2004/10-528 E. 2004/533 K.)
Dava: Davacı, iş kazası sonucu sürekli iş görmezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan peşin değerli gelirler sebebiyle uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğim zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Nesrin Şengün tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1) Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 Sayılı Kanunun 26. maddesi, iş kazasının oluşumunda işçi sağlığı ve iş güvenliği kurallarına aykırı eylemiyle etkide bulunan işveren ve üçüncü kişilerin kusur sorumluluğunu düzenlemekte olup, yöntemince zamanaşımı defi ileri sürmüş olan işveren yönünden zamanaşımı koşullarının ele alınıp değerlendirilmesi zorunludur.
Sigortalı ile işveren arasındaki hukuki ilişki hizmet sözleşmesine dayandığından sigortalının halefi durumundaki Kurum ile işveren arasındaki rücu davalarında zamanaşımı B.K.'nun 125. maddesi uyarınca 10 yıldır. Zamanaşımının başlangıcı ise olay tarihi değil, peşin değerli gelirler yönünden Kurumca bağlanan gelirlerin onay tarihi, harcama ve ödemeler yönünden ise sarf ve tediye tarihidir. Dava konusu gelir bağlama kararlarının onay tarihleri açıkça belli değil ise de olay 22.11.2000 tarihinde meydana gelmiş olup, davanın da 8.4.2009 tarihinde açılmış olması sebebiyle zamanaşımı definin yerinde olmadığı gözetilmeksizin işin esasına girilmeden usulden karar verilmiş olması isabetsizdir.
Bu kapsamda, 5510 Sayılı Kanunun 1.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21. maddesindeki, İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere Kurumca işverene ödettirilir. düzenlemesi üzerinde durma gereği de bulunmaktadır.
Kanunların geriye yürümesi veya yürümemesi konusunda mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur. Ancak, toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında, kural olarak her Kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir.
Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralının istisnalarından birini, beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar oluşturmaktadır. Kamu düzeni ve genel ahlaka dair kurallar yönünden de kanunların geriye yürümesi söz konusudur. Yargılama hukukunu düzenleyen kanunlar da, ilke olarak geçmişe etkilidir (Prof. Dr. Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı, 14. Bası. Turhan Kitabevi, Ankara, 2000, sh: 193-194; Prof. Dr. A. Şeref Gözübüyük, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2003, sh: 73). (HGK 13.10.2004 t., 2004/10-528 E., 2004/533 K.)
5510 Sayılı Kanunun 21. maddesiyle yeniden getirilen sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı tazmin hükmünün, 5510 Sayılı Kanunun yürürlüğü öncesinde gerçekleşen iş kazalarından kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gibi; rücuan tazmine dair düzenlemenin, Kanunun yürürlüğe girdiği 1.10.2008 tarihinden önce meydana gelen olay ve ilişkilere uygulanmasını gerektirir yukarda sıralanan istisnai durumlar kapsamında değerlendirilemeyeceği hukuksal gerçeği de bozma üzerine yürütülecek yargılama sürecinde göz önünde bulundurulmalıdır.
2) Kabule göre de; Davalı işveren şirketin unvanı M. Asfalt Taah. İnş. Sn. Tic. A.Ş. olduğu halde karar başlığında eksik yazılması isabetsiz ise de H.U.M.K.nun 459. maddesi gereğince mahallinde düzeltilmesi mümkün bulunduğundan bozma nedeni yapılmamıştır.
O halde, davacı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, 04.04.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy