(2709 S. K. m. 17) (506 S. K. m. 26) (4857 S. K. m. 77) (1475 S. K. m. 73)
Dava: Dava, iş kazası sonucu sürekli işgöremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan gelir ve yapılan harcama ve ödemelerin 506 sayılı Kanunun 26. maddesi uyarınca ödetilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi A. B. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Kazalı M. E., daha önceden, davalı işyerinde kompresörcü olarak çalışmakta iken, 2001 yılında trafik kazası geçirmesi sonucu belinden yaralanması ve koltuk değnekleri kullanması nedeniyle işveren tarafından santralde görevlendirilmiştir. İş kazası, 31.08.2005 günü 16/24 vardiyası başlangıcında karo sahasına gelerek giriş kartını bastıktan sonra Üzülmez santralının bulunduğu binaya doğru yürürken ayağı takılarak düşmesi ve sol ayağı ve bacağının iki ayrı yerden kırılması şeklinde meydana gelmiştir.
Hükme esas alınan kusur raporunda, kazalının koltuk değneklerini yere dengeli şekilde basmaması, dikkatsiz ve tedbirsiz yürüyerek kazaya neden olması nedeniyle %70 kazalıya, %30 ise, bedensel engelli olmasının kazada etkisinin olması nedeniyle kaçınılmazlık olarak nitelendirilmiştir.
Mahkemece, kusur oranlarının saptanmasından öncelikle, maddi olayın ne şekilde oluştuğunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmiş olması gerekir. İhlal edilen mevzuat hükümleri belirlenirken, zararlı sonuçların önlenmesi için durum ve koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkatinde neler olduğunun eksiksiz bilinmesinde, kusur raporuna ve dava dosyasına yansıtılmasında yasal zorunluluk vardır.
Ayrıca günümüz teknolojisinde böyle bir olayın sonucunun tamamen kötü rastlantılarla açıklanması, alınabilecek önlemler düşünüldüğünde, hemen-hemen imkansızdır. Kötü rastlantı denilen olguların bir çoğunun ardında insan yanılgı ve savsamalarının, özen eksikliğinin bulunması asıldır. Kişiler, zararlı sonuçların önlenmesi için durum ve koşulların kendilerine yüklediği özen ve dikkati göstermek orundadır, Öngörülebilir sonuçlar karşısında ise olayın, kötü rastlantı olarak açıklanması ve bu yöndeki bir değerlendirmenin de hükme esas alınması isabetsizdir.
Belirtilen bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak; sigorta olayının meydana geldiği iş kolunda uzman oldukları belirlenen işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman kişilerden kusur raporu alınarak, iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerektiğinin, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığının ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığının 1475 sayılı Yasanın 73. maddesi hükmü doğrultusunda raporda tartışılması, ayrıca, işverenin tamamen kusursuz kabul edilebilmesi için anılan madde gereğince işyerindeki işçilerin sağlığı ve iş güvenliğini sağlamaya yönelik her türlü tedbiri alması, uygun çalışma ortamının hazırlanması ve araçları noksansız bulundurarak, işçileri etkin biçimde denetlemek ve gözetlemek, bütün yükümlülüklerini özenle yerine getirmesi gerektiğinin dikkate alınarak yapılacak değerlendirme ile hüküm kurmak gerekirken, yetersiz bilirkişi raporunun hükme esas alınması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 11.04.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy