(1086 S. K. m. 388, 389) (506 S. K. m. 23, 26, 88) (818 S. K. m. 53) (4857 S. K. m. 77)
Dava: Davacı, iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ile diğer ödemelerin 506 Sayılı Kanunun 26. maddeleri uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, taraflar vekillerince temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Ebru Pakin Akın tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
Karar: Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 Sayılı Kanunun 26. maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar (Tavan) miktarı ile sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi'nin, 21.3.2007 gün ve 26649 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 Sayılı kararı ile 26. maddedeki ...sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere... bölümünün Anayasaya aykırılık sebebiyle iptali sonrasında, Kurumun rücu hakkının, yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı ya da hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, mahkemenin buna dair kabul gerekçesinde bir isabetsizlik yoktur.
506 Sayılı Kanunun kusur sorumluluğunu esas alan 26. maddesine dayanan rücu davalarında kusurun belirlenmesinde zararlandırıcı sigorta olayının ne şekilde oluştuğunun dosya içeriğindeki tüm deliller takdir olunarak belirlenmesi ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatı açısından uzman sayılacak kişilerden oluşturulacak bilirkişi heyetinden kusur oran ve aidiyeti konusunda rapor alınması gereklidir. Bilirkişinin kusur durumunu saptarken, iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerektiğini, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığını ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığının 4857 Sayılı İş Kanununun 77. maddesi hükmü doğrultusunda raporda tartışması beklenir. Oysa işbu dosyada ayrı kusur raporu alınmamış, en son Yargıtay incelemesinden geçerek düşme kararı ile kesinleştiği anlaşılan ceza dosyasındaki kusur raporu ile yetinilmiştir. B.K.nun 53. maddesi hükmü uyarınca hukuk hakimi ceza davasında alınmış kusur raporu ile bağlı olmayıp, kesinleşmiş ceza ilamıyla saptanmış maddi olgularla bağlıdır.
Sigortalının ölümüne sebep olan iş kazasının 27.1.2002 tarihinde meydana geldiği, hak sahiplerinden Yasemin'in daha sonra, 29.7.2009 onay tarihli aylık bağlama kararı ile ölüm tarihi itibariyle gelire girdiği, ancak 23.7.2007'de evlenmesi sebebiyle bağlanan gelirin fiili ödemeye dönüştüğü anlaşılmaktadır.
506 Sayılı Kanunun 23. maddesi hükmüne göre; ölen sigortalının 88. madde gereğince tespit edilecek yıllık kazancının %70'inin; dul eşine %50'si, gelir alan çocuğu bulunmayan dul eşine %75'i, 18 yaşını, orta öğrenim yapması halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmamış olan veya çalışamayacak durumda malul bulunan ve Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan çocuklarla yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi bir işte çalışmayan, buralardan gelir veya aylık almayan kız çocukların her birine %25'i oranında yıllık gelir bağlanır.
Anılan madde hükmü gereğince, mahkemece Kurum tarafından son durum dikkate alınarak gönderilen, hak sahiplerine bağlanan gelirlerin ilk peşin sermaye değerlerine ve Y. için, ilk peşin sermaye değerli gelirin altındaki fiili ödeme miktarına itibar edilerek Kurum zararının belirlenmesinde bir isabetsizlik yok ise de;
Rücu davalarında faiz başlangıç tarihlerinin, gelirler için onay, diğer giderler için sarf ve ödeme tarihleri, dolayısıyla fiili ödeme miktarı yönünden de ödeme tarihleri olduğu dikkate alınmayarak, gelir yönünden hükmedilen miktar için de, hak sahibi Yasemin yönünden davalının tazmin ile sorumlu olduğu miktarın faiz başlangıç tarihi yanlış belirlenmiştir.
Kabule göre, tek davalı olmasına rağmen hüküm fıkrasında müştereken müteselsilen davalılardan ifadesine yer verilmiş olup, bu şekliyle H.U.M.K.nun 388/son ve 389. maddelerine aykırı, infazda tereddüt yaratacak şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir.
O halde, taraflar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle bozulmasına, temyiz harcının istenmesi halinde davalıya iadesine, 26.04.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy