Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava; zararlandırıcı sigorta olayı sonucu sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalıya yapılan sosyal sigorta yardımları nedeniyle uğranılan zararın, 506 sayılı Kanunun 26 ve 87’nci maddeleri gereğince davalılardan teselsül hükümlerine göre rücuan alınması istemine ilişkindir.
Mahkemece; davalı ... yönünden dava reddedilip, davalı ... .. hakkında istem kısmen hüküm altına alınmıştır.
Hükmün, davacı ... Başkanlığı avukatı ile davalı ..... avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-)Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, temyiz yoluna başvuran taraf avukatlarının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-) Davalı şirkete ait işyerinde hizmet akdi ile çalıştırılıp filtre üretimi yapan eksantrik pres makinesinde görevlendirilen sigortalının, kaza günü sac malzemeyi makine kalıbına yerleştirip ayak pedalına bastıktan sonra kalıbın inip yukarıya kalktığı, sonrasında kalıp arasındaki malzemeyi eliyle alırken, birden kompresörden gelen havanın kesilmesi üzerine kendiliğinden otomatik konuma geçen makinede kalıbın aşağıya inmesiyle parmaklarının ezildiği, kazalı hakkında düzenlenen işe giriş bildirgesinde adı, “işyeri unvanı” olarak yazılı olan ve resmi belgelerde kullandığı kendine ait kaşede “Filtre İmalatı İçin İşçi Temini” ibareleri yazılı bulunan davalı ...’ın alt işveren, çalışmanın yapıldığı fabrikanın sahibi olan davalı şirketin ise asıl işveren konumunda yer aldığı iddiasına dayalı olarak açılan işbu davada mahkemece yapılan yargılamada alınan 23.03.2006 tarihli bilirkişi raporunda kazanın meydana gelmesinde davalıların %35’er, hatalı pres makinesi üretimi yapan dava dışı .... A.Ş.’nin %30 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, 20.11.2007 günlü ikinci raporda davalı şirkete %50, davalı ...’a %30, sigortalıya %20 oranında kusur yüklendiği, raporlar arasındaki çelişkiyi gidermek üzere düzenlenen 25.07.2008 tarihli üçüncü raporda ise davalı şirketin %70, sigortalının %30 oranında kusurlu, davalı ...’ın kusursuz olduğunun bildirildiği anlaşılmakta olup, mahkemece son raporun hükme dayanak kılındığı belirgindir.
Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun “İşveren ve işveren vekilinin tarifi” başlığını taşıyan 4’üncü maddesinde işveren, bu Kanunun uygulanmasında 2’nci maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler olarak tanımlanmış, “Üçüncü kişinin aracılığı” başlıklı 87’nci maddesinde de, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişiye aracı deneceği belirtilerek, sigortalıların üçüncü kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu Kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işverenin de sorumlu olduğu açıklanmıştır. Maddede “aracı” olarak nitelenen üçüncü kişi, sözleşmelerde, mevzuatta, öğretide, yargı kararlarında, alt işveren veya taşeron gibi adlarla da anılmaktadır. Anılan Kanun hükümlerine göre açılan davalarda doğrudan uygulama olanağı bulunmamasına karşın vurgulanmalıdır ki, 4857 sayılı İş Kanununun 2’nci maddesinde “asıl işveren – alt işveren ilişkisi”, bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişki olarak tanımlanmış, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 12’nci maddesinin son fıkrasında da, asıl işveren, bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği sigortalıları çalıştıran üçüncü kişi olarak tarif edilmiştir.
Aracılık; asıl işverenin varlığı, bir başka işverenin asıl işverene ait işin bir bölümünü yapmayı üstlenmesi, asıl işverene ait işyerinde veya işyerinin bir bölümünde iş alanın kendi adına sigortalı çalıştırması unsurlarını içermektedir. Asıl işverenle aracı arasındaki ilişkide taşıma, eser ve benzeri sözleşmelere dayanılması olanaklı ise de, hiç bir şekilde hizmet akdi unsurları bulunmamaktadır. Aracı kavramının belirleyici özelliği, asıl işverene ait işten bir bölüm iş alınması ve bu işte kendi adına sigortalı çalıştırılmasıdır. Asıl işveren, sözü edilen 4’üncü madde hükmü anlamında sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişi olup, asıl - alt işveren ilişkisi için işyerinde asıl iş sahibinin de işçi çalıştırıyor olması gerekmektedir. Aksine, işverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte ise, işi alan kimse aracı değil, bağımsız işverendir. Şu halde işin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, alt işverenlik ve dolayısıyla da dayanışmalı sorumluluk söz konusu olmayacaktır. Benzer şekilde, işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi, bölerek ve ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi ihale makamı sıfatıyla o işten el çekmekle asıl işveren niteliği taşımadığından alt - asıl işveren ilişkisi de bulunmayacaktır.
Bu aşamada önemli olan yön “devir” olgusudur. Devirden amaçlanan ise, yapılmakta olan işin, bölüm ve eklentilerinden tamamen bağımsız bir sonuç elde etmeye yönelik olarak işi alana bağımsız bir işveren kimliği kazandıracak bir işin devri olmalıdır. Bu açıdan, alınan işin, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi veya yardımcı işler kapsamında bulunması, başka bir anlatımla, işverene ait işyerindeki üretim sürecine, başka bir işverenin dahil olması durumunda “aracıdan” söz edilebilecek, asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici olgu, yapılan işin, diğerinin bütünleyicisi, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İşyerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi durumunda aracıdan söz etme olanağı kalmayacak ve ortada iki bağımsız işveren bulunduğunun kabulü gerekli olacaktır.
Diğer taraftan; davanın bir diğer yasal dayanağı niteliğindeki 506 sayılı Kanunun 26’ncı maddesi her ne kadar “İşverenin sorumluluğu” başlığını taşımakta ise de, maddenin ikinci fıkrasında üçüncü kişilerin de sorumluluk durum ve koşulları düzenlenerek, iş kazası veya meslek hastalığı, üçüncü bir kişinin kasıt veya kusuru yüzünden olmuşsa, Kurumca bütün sigorta yardımları yapılmakla birlikte zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara Borçlar Kanunu hükümlerine göre rücu edileceği açıklanmıştır.
Ayrıca belirtilmelidir ki; maddenin birinci fıkrasında yer alan “sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere” ibareleri Anayasa Mahkemesi’nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 23.11.2006 gün ve 2003/10 Esas - 2006/106 Karar numaralı kararı ile iptal edilmekle, Kurumun rücu hak ve alacağı; halefiyet ilkesi uyarınca sigortalının/hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar (dış tavan) miktarı ile sınırlı iken, kanundan doğan, kendine özgü, sigortalı veya hak sahiplerinin hakkından bağımsız, basit rücu hakkına dönüşmüş, bunun doğal sonucu olarak, bağlanan gelir ve sosyal yardım zammının başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin, tazmin sorumlularının kusuruna karşılık gelen tutarıyla sınırlı şekilde hüküm kurulması gereği belirmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; öncelikle davalılar arasında, anılan 87’nci madde hükmü kapsamında ilişkinin ve davalı ...’ın işverenlik sıfatının bulunup bulunmadığı açıklıkla belirlenmeli, sonrasında, iş güvenliği ve işçi sağlığı konularında uzman farklı kişilerden oluşturulacak bilirkişi kuruluna yöntemince kusur incelemesi yaptırılarak 506 sayılı Kanunun 26., 4857 sayılı Kanunun 77., İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 2 vd. maddelerine uygun, ilk yargılama aşamasında düzenlenen raporlar arasındaki belirgin çelişkileri giderici rapor düzenlenmeli, davada taraf olarak yer almayan makine üreticisi şirketin üretim hatasının söz konusu 26’ncı maddenin ikinci fıkrası kapsamında sonuca etkisi irdelenerek iş kazasının gerçekleşmesinde tüm ilgililerin kusur oran ve aidiyetleri saptanmalı, daha sonra da Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı ile ortaya çıkan hukuki durum dikkate alınmak suretiyle, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 74’üncü maddesinde yer alan “istemle bağlılık” ilkesi çerçevesinde elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, temyiz yoluna başvuran taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davalı ... geri verilmesine, 07.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy